Bildiğiniz gibi çok çeşitli pazarlama uygulamaları,türleri mevcut.Prof Dr.İsmail Kaya’nın gruplamasına göre 2007 itibariyle 248 tane farklı uygulama var.Sanıyorumki bu kadar çeşit insanın gözünü korkutuyor.Hocamızda bundan biraz tedirgin olmalıki bunların kendi içlerinde benzerliklerini,yazkınlık ve uzaklıklarını düzene sokma uğraşındaymış.
248 değil 1248 ya da 11248 tane farklı yaklaşım olsa ne fark eder ki ? Önemli olan mesajınızı,değer paketinizi,duruşunuzu yani bir anlamda markanızı tüketiciye anlatmak ve onların ikna olmasına çalışmak değilmidir ? Belki bu yığın arasından seçilen tek bir uygulama bile sizi başarıya götürebilir.Başarının benzer tarifleri olsada başarıya giden çeşitli yolların olduğunu hepimiz biliyoruz.Uzun-kısa,kolay-zor,uzun vadeli-kısa vadeli...
Pazarlama dünyasında farklı olmak başarıya giden yolda atılmış ilk büyük adımdır.Ancak buda küçülen dünyada bir takım sorunları beraberinde getiriyor.Siz çok farklı bir pazarlama metodu geliştirmişinizdir bir başkası aynı methodu kısa sürede sizden kopya edebilir.Nerde kaldı farklılık ? Tüketici araştırmacı değildir,kimin hangi uygulamayı ilk yaptığına bakmaz daha doğrusu çoğu zaman ilgilenmez bile.Bu da pazarlamayı çeşitlenmelere rağmen taklide karşı korunmasız yapıyor.
Bahsettiğim türden uygulamaları sanırım hepimiz çevremizde görmekteyiz.Ve bu şekilde en yaratıcı pazarlama taktikleri,reklamları bile bir zaman sonra sıradanlaşıyor.Onlarca sıradan uygulama içinden müşteri sizi nasıl seçecek ? İşde buda herkesin kolay sandığı pazarlamanın zor olan yanı.Bu noktada yenilikçi fikirlerin,yaklaşımların önemi ortaya çıkıyor.Sizi taklit edebilirler ancak sizin yeni uygulamalar bularak herzaman bir adım önde gitmenizi engelleyemezler.Birilerinin sizi taklit etmek için harcadığı zamanı siz yeni bir taktik geliştirmek için harcıyacaksınız.Ya sonra ? Sonrası yok,bu bir süreç ve devamlı böyle işler.
Ben herzaman en etkili mesajın insanların içlerinden gelerek başkasına aktardığı mesajlar olduğuna inanırım.Yani düşünsenize bir arkadaşınız,ebebeyniniz,hocanız vs size şu ürünün, firmanın,hizmetin iyi olduğunu size söylüyor.Söyleyen kişinin bu işden hiçbir çıkarının olmadığını bildiğimiz için ona inanırız.İlk gerçekleşen alış-veriş etkinliğimizde büyük ihtimalle bu telkinin etkisinde kalırız.Samimi içden gelen,çıkarsız telkinlerin etkisi reklamın,pazarlamanın herzaman çok üstünde olmuştur.Günümüzde uygulanan Word of Mouth Marketing (WOMM), Viral Marketing (Virüslü Pazarlama) kavramlarıda bu etkinin sonuçlarını daha etkin bir şekilde kullanma isteğinden çıkmıştır.
Bir yazımda detaylıca Virüslü Pazarlama’ya değinmiştim.Burda şimi tekrar aynı şeyleri anlatmaya niyetim yok.Ancak konuyu açmam için bir hatırlatma yapmam gerekiyor.Bildiğiniz gibi insanları kendi mesajınızı yaymaya ikna etmek çok zordur.Tüketici sizin mesajınızı neden yaymalı ? Ya kendisine diğer rakiplerinizin sunmadığı çok farklı bir değer paketi sunacaksınız ya da mümkün olduğunca şaşırtıcı,ilgi çekici olacaksınız.
Pazarlamacıların satışı artırmak için yaptığı en bilindik yol indirim.İyide bu sizi diğerlerinden üstün bir konuma oturtmazki.Kafamı çevirdiğim zaman etrafımda gördüğüm onlarca (20-30-40-50% ) indirim ilan eden (“diğerleriyle aynı olan”

firmalardan birisiniz.Sizden alış-veriş yapmam için beni özendirecek bir uygulama değil,inandırılıcıktan da yoksun.Nasıl bir ürün normal sezonun,fiyatının 40-50% altında satılabilir ? Yok yok siz kesin düzenbazsınız....Yaptığınız indirimlerin bu tepkilere yol açabileceğini,ürünüzün değerini azaltabileceğini uzun vade de marka değerinizi zedeleyeceğini asla unutmamalısınız.
Bu indirim oranları çoğu zaman insanların her gördüğü mağazaya girmesiyle sonuçlanır.Yani önceden aklınızda olan,beğendiğiniz ürünlerden amaca uygun olan en ucuz ürün tercih edilerek alış-veriş sonlandırılır.Kısa vade de satışlarınız artsada genelde uzun vade de yıl içindeki genel hacminize ulaştığınızı görürsünüz.Herneyse...
Aklıma ağızdan ağıza pazarlamanın çekiciliğini,mesaj yayma isteğini artırmak için bir yol aklıma geldi(daha önce uygulaması varmı bilmiyorum).Bundan bahsetmeden önce çok hoşuma giden bir fıkrayı sizinle paylaşmak istiyorum:
İki arkadas, hararetle tartisiyormus: Tartistiklari konu, sigara icerken Incil okunup okunmayacagi imis. Sonuc alamayinca Papa’ya sormaya karar vermisler.
Papa’nin yanina gidip sirayla sorularini sormuslar, biri olumsuz cevap alirken digeri, izin almayi basarmis.
İzin alamayanin sordugu soru :-Papa hazretleri, Incil okurken canim sigara icmek istiyor, icebilir miyim?
-Oglum, Incil okunurken Tanri’yla ilgilenmen lazim. O sirada dikkatinin dagilmamasi lazim. O yuzden Incil okurken sigara icilmez.
Izin alanin sordugu soru:-Papa hazretleri, sigara icerken canim Incil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
-Oglum, her nerede ve ne kosulda olursan ol, Incil okuma istegi duyarsan okuyabilirsin.
Burdan çıkaracağımız ders ; Esas olan aldığın cevap değil,sorduğun sorudur.
Yaklaşımımızdaki ufak değişiklikler istediğimiz karşılığı almada bize önemli ölçülerde yardımcı olabilirler.Ne demiştik : Tüketiciler bizim mesajlarımızı yaymak için istekli değil ve indirimlerimiz olumsuz etki yaratabilir.Peki bende diyorumki şöyle bir indirim uygulaması nasıl olur.Müşterilere yapacakları her 100 ytl’lik indirim için onlara mesela 15-20 ytl nakit para vereceğimizi söylesek,Hemde adlıkları parayı mağazamızda harcamak zorunda olmadıklarını belirtsek sizce ilgi çekici farklı bir uygulama olmazmı ?Aslında tüketici ve biz gerçek anlamda kazanan-kaybeden bir durumda değiliz ancak insanların alğısı bunu böyle yorumlamaz.Farklı,değişik bir yaklaşım olarak insanlar arasında anlaşılır.Ve çoğu insan –hey duydunmu X yer kendisinden alış-veriş yapan insanlara her 100 ytl lik indirim için 20 ytl veriyormuş hadi gidelip nasıl bir şey bir bakalım.Üzerinde düşünülmeye değer fark yaratacak bir kampanya üretebilecek bir fikir olduğunu sanıyorum.İnsanların bu haberi birbirlerine söylemeleri için sağlam bir neden :şaşırtıcı,ilk olması…
http://www.pazarlamadehasi.com/?p=81