Üye Girişi
PT - Menü
Anasayfa
Haberler
Eğitim Duyuruları
PT-Forum
Basın Reklamları
TV Reklamları
Bağlantılar
Pazarlama Dersleri
Pazarlama Kongresi
PT - Hakkında
iletişim
Son Yorumlar
Home Center
CAN YAKICI
Merhaba, açıkcamı keşke bu fotoğra...
30/06/08 13:19 devamı...
ileten yavuzak69

İşte En Şirin 'Fare'
Youtube
Arkadaşlar sadece dns leri değişt...
23/06/08 10:53 devamı...
ileten empyrium

İşte En Şirin 'Fare'
videoları görememenizin sebebi
Arkadaşlar hepinizden özür diliyoru...
18/06/08 00:42 devamı...
ileten life

"Save the world with a few coi...
f3f3f3
f3f3f3f3f3f3f3f3f3f3f3f3 :upset :x...
17/06/08 10:08 devamı...
ileten oqtay_bakü

Pazarlama Sohbetleri 3
niye hep istanbul :((
ben konya da ya da adana da da yapı...
16/06/08 09:36 devamı...
ileten essra

İşte En Şirin 'Fare'
bende görmek istiyorummmmm
nerdeeee bende görmek istiyorum o f...
16/06/08 09:34 devamı...
ileten essra

PT-Forum
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.
Kayıp Parola?
Türkiye, tavuk ayağından 21 milyon dolar kazandı (1 izleyici)
_GEN_GOTOBOTTOM Cevapla

BAŞLIK: Türkiye, tavuk ayağından 21 milyon dolar kazandı

#2171
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Sosyal ağlarda üye çok para yok 19/07/2008 00:17 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Sosyal ağlarda üye çok para yok



Geçen yıl ekim ayında, yeni ekonominin iki yıldızı Google ve Microsoft, Facebook için kapışırken, herkes yeni oyun sahasının bundan böyle internetteki sosyal ağlar olacağını düşünmüştü. Ama düşünülen şimdilik öyle olmadı.Microsoft savaştan galip çıkıp Facebook’un yüzde 1.6 gibi küçücük bir kısmına ortak olunca, analistler alkışladılar. Aradan bir yıl bile geçmedi. Şimdi bir türlü para kazandırmayan bu sosyal ağların balon olup olmadığını tartışıyorlar.




ABD’de internetteki sosyal ağların tartışılmasının sebebi, para yatırılan sosyal ağ furyasına, en son LinkedIn de katılması oldu. Hiç videosu olmayan, yazısı bol, fotoğrafları vesikalık, boşluğu az LinkedIn’e Bain Capital Ventures 53 milyon dolar yatırınca, artık insanlar "Bu işte bir hata var" demeye başladı. Çünkü üye sayıları artmasına rağmen bu sitelerin fazla bir para kazandığı yok.



Arkadaşlık siteleri bir furya olarak başlamıştı. 2002’de önce Friendster kuruldu. O kadar başarılı oldu ki, Google, bir yıl sonra 30 milyon dolara siteyi almak istedi. Bir yıl sonra mySpace kuruldu. Ondan yine bir yıl sonra 2004’te Mark Zuckerberg Facebook’u oluşturdu. Yine bir yıl sonra sosyal ağların arasına Bebo katıldı. Ning (2005), Orkut (2006), Hi5 (2007) gibi başkaları geldi.



İş o kadar tuttu ki, devreye büyük medya grupları girdi. Rupert Murdoch’un New Corporation’ı, mySpace’i 2005’te 580 milyon dolara satın aldı. Microsoft ile Google, Facebook için kapıştılar. Sonunda Microsoft, 15 milyar dolarlık piyasa değeri üzerinden Facebook’un yüzde 1.6’sını aldı. Birkaç ay önce de American Online (AOL) Bebo’yu 850 milyon dolara bünyesine kattı. Tüm bu hengameden sonra herkes derin bir nefes alıp sakinleşti ve kendine şunu sormaya başladı: Değdi mi?


MURDOCH’UN ADAMLARI GERÇEĞİ KABUL ETTİ



Murdoch’un adamları, 3 yıl önce mySpace’i aldıklarında, çok basit bir hesap yapmışlardı. O sırada sitenin 16 milyon üyesi vardı. Reklam geliri, üye sayısı arttıkça katlanarak yükselecekti. Bugün sitenin tüm dünyada 118 milyon üyesi var, gelgelelim 16 milyon üyeyle elde ettiği reklam gelirinden çok farklı durumda değil. Yeni patronların şirkete koyduğu yıllık 1 milyar dolar gelir hedefinden çok uzaktalar. Bu yüzden site, sonbaharda yüzünü tamamen yenileyecek bir tasarım çalışması içinde.



Bu arada Mordoch’ın şirketi News Corporation’ın başkanı Peter Chernin, en sonunda bazı gerçekleri kabul etti. Sosyal ağların tamamen yeni bir internet formu olduğunu, bu alanda büyük kár beklentisi içinde olmanın yanlış olacağını belirtti.

30 MİLYON DOLARI BEĞENMEDİĞİNE PİŞMAN



Şirketin orta düzey yöneticileri ise mySpace’de kullanıcı başına sağlanan gelirin geçmiş senelere göre 50 sent artıp 6-7 dolara çıktığını söylüyor. Gelecek için daha umutlular ve reklamverenlerle yeni stratejiler geliştirmeye çalışıyorlar. Facebook’un satışçıları da 5-10 yılda bu sektörün çok büyüyeceğini ve ayakta kalanların birleşeceğini öne sürüyor.



Bu arada Friendster’e ne oldu diye merak ediyorsanız, sitenin kurucusu Jonathan Abrams, Google’ın 30 milyon dolarlık teklifini kabul etmedi. Sitesinin bir süre sonra çok daha fazla para edeceğini düşündü. Dünya genelinde de 70 milyon kullanıcıya ulaştı. Ama sonra bir anda düştü. Popülaritesini sadece Filipinler’de koruyabildi. Şu anda Friendster’ın toplam değeri sadece 2-3 milyon dolar.

23 milyon beyaz yakalının sitesi



Sosyalleşmeden çok beyaz yakalıların iş bulmaları için tasarlanmış son yıldız LinkedIn, diğerlerinden farklı. Kullanıcıların yaş ortalaması 41, Nielsen’in verilerine göre de 23 milyon üyesi var. Ama 2004’te kurulan şirkete yatırılan para üzerinden toplam değerlemeye bakıldığında 1 milyar dolarla mySpace’i geçiyorlar. Para kazanma yöntemleri de değişik.



Bu yıl için hedefleri 100 milyon dolar. Üye profili sayfalarına yerleştirdikleri reklamlar sayesinde elde etmeyi planladıkları gelir, bu hedefin sadece yüzde 25’i. Gerisini, üyelere istedikleri kişiyle iletişim kurma imkanı veren üyelik ücretlerinden ve şirketlerin iş aramayan üyelerle de temas kurabilmesini sağlayan özel programlardan kazanmayı tasarlıyorlar. Şirketin CEO’su Dan Nye ve kurucusu Reid Hoffman, bunun diğer sosyal ağlardan avantaj sağladığına inanıyor.

FACEBOOK GERİDEN HIZLI GELİYOR



İnternet reyting şirketi comScore’a göre, mySpace’in ABD’de 73 milyon, Facebook’un ise 36 milyon üyesi var. Ancak dünya genelinde her ikisi de hemen hemen eşit üyeye sahipler.



Facebook 115, mySpace 118 milyon. Facebook daha hızlı büyüyor. Onları üçüncü sırada Bebo takip ediyor. ABD’de 5 milyon, dünya genelinde 23 milyon üyesi var.

En akıllı tüccar Murdoch

İnternet şirketlerinin performansını takip eden eMarketer’a göre mySpace’in bu yılki gelirinin 3’te biri, Google ile yaptığı anlaşmadan gelecek. En büyük rakibi Facebook, 265 milyon doları geçemeyecek. Geçen yıl sadece 20 milyon dolar gelir edebilen AOL bünyesindeki Bebo ise bu yılı 50 milyon dolarlık ciroyla kapatırsa hedefini gerçekleştirmiş olacak. Bu rakamlara bakınca, mySpace’i 580 milyon dolara kapatan New Corp.’un patronu Rupert Murdoch’ın, Facebook’a 15 milyar dolarlık piyasa değeri üzerinden ortak olan Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e göre çok daha iyi bir alışveriş yaptığı söylenebilir.

TOPLAM PAZAR 1.4 MİLYAR DOLAR

Bütün sosyal ağ şirketleri, harıl harıl kendilerini para kazanabilecekleri bir yapıya dönüştürmeye çalışıyor ama eMarketer karamsar. Şirket, en son 2008 için 1.6 milyar dolar olarak açıkladığı pazar büyüklüğü tahminini, nisanda 1.4 milyar dolara geri çekti.

SİTELERİ HANGİ DEVLER NASIL KAPTI



Tolga TANIŞ | Hürriyet Gazetesi

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2173
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Tekstilci durgunluktan çıkmak BİM i örnek aldı, indirim marketleri yaygınlaştı 20/07/2008 17:00 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Tekstilciler BİM i örnek aldılar İndirimli giyim mağazaları açıyorlar

Tekstilci durgunluktan çıkmak için gıdacıları örnek aldı, indirim marketleri yaygınlaşıyor



Türkiye'de tüketiciler, 2001 krizinin ardından marka bağımlılığından vazgeçip daha ucuz ürünlere yöneldi. Şirketler, bu gelişme üzerine ikinci markalarını geliştirirken, BİM gibi indirim marketleri de hızla yaygınlaşmaya başladı.



Son dönemde Çin ile rekabette zorlanan tekstil sektörü de gıda üreticilerini takip ediyor. Hazır giyimde marka bağımlısı olmayanların sayısının da artmasıyla birlikte tekstil indirim marketleri kurulmaya başlandı. Tohum Holding bünyesinde açılan Semt Tekstil indirim marketlerinin mağaza sayısı, kuruluşun üzerinden bir yıl geçmeden 24'e ulaştı. BİM gibi ürün sayısını sınırlı tutan şirket, tüketici için gerekli temel kıyafetleri satıyor.




Şirketin Genel Müdürü Yılmaz Yaman, Türkiye'de tekstil alanındaki indirim marketlerinin yeni gelişmeye başladığını, kendilerinin de bu konudaki boşluğu doldurmak için yola çıktığını söyledi. Yaman'ın verdiği bilgiye göre, 2005'te projelendirilen sistem geçen yıl uygulanmaya başlandı. İnsanların temel hazır giyim ihtiyacı, ceket, pantolon, gömlek, etek, tişört gibi ürünler piyasada bilinmeyen marka adı altında satılıyor. Bu mamuller, markalara üretim yapılan yerlerde imal ettiriliyor. Marka bağımlılığı konusunda yüksek lisans yapan Genel Müdür Yaman, insanlarda marka bağımlılığın azaldığını, ancak converse gibi bazı küçük gruplarda dikkat edildiğini ifade ediyor. Yaman'a göre tüketicinin kıyafete bakışı değişiyor. Önceden senede iki üç defa bayramlarda alınan ve yıkanıp yıkanıp giyilen kıyafetlerin yerini daha kısa süre kullanımlık giysiler alıyor. 70-80 yeni liralık gömleğin yerine 20 yeni liralık gömlekler tercih ediliyor. Bir anlamda kıyafetlerde de hızlı tüketim anlayışı yerleşiyor. Bu sebeple tekstil indirim marketlerine ilgi her geçen gün artıyor. Bu marketlere para üstü olarak sakız yerine çorap veriliyor.



24 olan Semt Tekstil'in mağaza sayısının eylül sonuna kadar 30'u geçmesi bekleniyor. Halihazırda İzmit Gebze ile İstanbul Avcılar arasındaki semtlerde mağazalar açan şirket, daha sonra Anadolu'ya açılmayı planlıyor. Şirket iki yıl içinde Anadolu ile birlikte 100 mağazaya ulaşacak. Ortalama 200 metrekarelik mağazalarda ürün çeşit sayısı 500 civarında. Müşterilerin yüzde 60'ını bayanlar oluşturuyor. Günlük hava şartları ürünlerin satılma oranını etkiliyor. Şu anda mağazalara yönelik bir üretimi bulunmayan şirket, hazır ürünleri alıp satıyor. Firma, prensip olarak hiçbir zaman ilave bir indirim kampanyası düzenlemiyor. Semt Tekstil marketlerinin bağlı olduğu Tohum Holding, çok ortaklı bir yapıya sahip. Furkan Kumaşçılık firmasını bünyesinde bulunduran holding, Sarmaşık hazır giyim mağazalarının da sahibi. Ayrıca dış ticaret yapan şirketler de faaliyette.

Abdulhamit Yıldız | Zaman Gazetesi

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2174
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Ucuz Amerikan mucizesi Steve&Barry nasıl battı 20/07/2008 17:30 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Ucuz Amerikan mucizesi Steve&Barry nasıl battı




Daha birkaç ay önce, Amerikan mucizesi kontenjanından sırayla bütün gazetelere haber oluyorlardı. Üniversite kampusundan çıkmış, en başarılı ucuz giyim mağazaları zincirine dönüşmüşlerdi. Steven Shore ve Barry Prevor’ın 23 yıl önce Pennsylvania Üniversitesi’nde kurduğu, oradan başka üniversitelere taşıdığı, sonunda alışveriş merkezlerindeki 276 mağazada, Sex and The City’nin yıldızı Sarah Jessica Parker gibi ünlülere dizayn ettirip 9.98 dolardan sattığı elbiselerle yarım milyar dolar ciro elde ettiği bu zincir, yeni bir iş modeli olarak sunuluyordu. Geçen hafta, Steve ve Barry’nin battığı açıklandı. Hem de sessiz sedasız.



Steve&Barry’nin batması, şimdilerde mortgage yatırım firmaları Fannie Mae ve Freddie Mac’in düşüşü gibi öyle göz önünde gerçekleşmedi. İki gün önce çıkan ufacık bir "Batabilir" haberinden sonra birden oldu. Resesyondan mı yoksa kötü yönetimden mi battığı daha hálá anlaşılamadı.




Halka açık bir şirket olmadığı için finansal rakamlarını gizli tutan Steve&Barry, aslında battığı açıklanmamış olsa, içini kimse bilmediğinden Türkiye’de de okunabilecek müthiş bir başarı öyküsüydü. Steven Shore ve Barry Prevor, mağazayı 1985’te Pennsylvania Üniversitesi’nde kurdu. Ancak iki arkadaşın kampusta açtığı dükkán o kadar ucuzdu ki, gördüğü yoğun ilgi sayesinde başka kampuslara da yayıldı. Michigan, Illinois, Wisconsin, Indiana derken, kısa sürede ülkenin en büyük 10 üniversite kampusuna yayılmış bir zincir mağaza haline geldi.



Shore ve Prevor, 1998’de artık kampustan çıkmaya karar verdiklerinde epey bir nakit biriktirmişlerdi. İlk alışveriş merkezi mağazasını da o tarihte Michigan’da açtılar. Yine tüm ürünleri çok ucuzdu. Ama bu sefer ailelere yönelik kreasyonlar da hazırlamışlardı.

Kulaktan kulağa yayılarak büyüdüler. Herkes birbirine "Çok ucuz bir mağaza varmış" diye Steve&Barry reklamı yapmaya başlayınca, büyüme çok hızlı gerçekleşti. 2005’te zincirin alışveriş merkezlerinden kiraladığı alan, toplam 325 bin metrekareye, mağaza sayıları 62’ye çıkmıştı.

PARTİYE YANIMIZDA HAYAT KADINI İLE GİTMEK GİBİ



Hızlı büyüme, yatırımcıları da çekti. Bir yıl sonra müthiş bir mucizeye tanıklık ettiğini düşünen 12 milyar dolarlık TA Associates adlı hedge fon, şirkete para yatırdı. Yüzde 50’ye yakın hisse için 320 milyon dolar ödedi. Şirket bu ortaklıkla birlikte, yeni büyüme stratejileri geliştirdi.



Aynı yıl New York Knicks basketbol takımının gardı Stephon Marbury ile anlaştı ve onun adına üretilen 50 çeşit spor kıyafeti ve ayakkabısını mağazalarında satmaya başladı. Hatta 14.98 dolara satılan ayakkabıların kalitesini kanıtlamak için Marbury 2006-07 sezonu boyunca maçlarda o ayakkabıları giydi.



2006 sonunda mağaza sayıları 123’e ulaşmış ve alışveriş merkezleri Steve&Barry’nin kiracıları olması için üste para vermeye başlamıştı. Bir alışveriş merkezi yöneticisi, Wall Street Journal Gazetesi’ne bu durumu şöyle açıklıyordu: "Bizim yaptığımız, bir partiye yanımızda fahişe götürmek gibiydi. Evet partide dikkat çekiyorduk ama bunun için fahişeye para ödüyorduk."


DUVARI AŞMAYA ÇALIŞAN FERRARI



2006 tam bir voli yılı oldu. Ünlülerle yaptıkları ortaklık anlaşmalarını çoğalttılar. Asıl büyük çıkışlarını ise başka bir New York ikonu Sarah Jessica Parker ile gerçekleştirdiler. Sex and The City dizisinin yıldızına tasarlattıkları kıyafetleri Bitten markasıyla satmaya başladıklarında New York’u fethetmişlerdi. 2007’yi 188 mağazayla kapadılar. 2008’in ilk 6 ayında 276 mağazaya ulaşmışlardı. Artık gazete sayfalarının Steve&Barry haberleriyle dolu olduğu ama kontrolsüz büyüme nedeniyle aslında uçuruma sürüklendikleri rekor günlerindeydiler.



Alışveriş merkezlerinin 2004’ten 2007’ye kadar sırf kiracı olması için 380 milyon dolar hava parası ödediği Steve&Barry, resesyon tartışması ortamında bir yanıyla tam örnek vaka. Kriz günlerinde bir şirketin neler yapması ve neler yapmaması gerektiğinin canlı kanıtı.

Şirket, birçok piyasa yorumcusuna göre girdiği büyüme sarmalıyla, duvara doğru tam gaz giden bir Ferrari gibiydi. Belki biraz daha hızlı gitse duvarın üstünden atlayacaktı ama olmadı. Birileri altındaki rampayı çekti. Batışın ardından defterleri açılınca da bu stratejileri ortaya çıktı. Zarar pahasına büyüyerek ayakta kalmaya çalışmışlardı. Örneğin şirketin yatırım çektiği 2006’da bile 405 milyon dolarlık ciroya rağmen 53 milyon dolar zarar etmişlerdi. Ekonomik kriz kendilerine para sağlayan alışveriş merkezlerini vurunca da sistem bir anda çökmüştü. Nakit sıkıntısını aşmak için en son mart ayında General Electric’ten aldıkları 197 milyon dolar borç işe yaramadı ve kaçınılmaz son geldi.

Sarah Jessika Parker’ların akıbeti bilinmiyor



Steve&Barry markası büyük olasılıkla yok olacak. Ama şirketin ünlülerle ortak yarattığı ve isim hakkı olarak yüzde 4 komisyon ödediği markalar, şimdiden devlerin hedefi durumunda. Ülkenin en büyük 6. perakende zinciri Sears ve GAP, bazı markalara talip. Son Wimbledon şampiyonu tenisçi Venus Williams ve sörfçü Laird Hamilton’ın markalarının bu yüzden hayatta kalacağı neredeyse kesin.




Bilinmeyen, bu markaların ürün fiyatının yine 9.98 dolar olup olmayacağı. Çünkü Steve&Barry öyle bir yapı kurmuştu ki, ortakları bile anlamakta güçlük çekiyordu. Sarah Jessica Parker geçen yıl katıldığı Oprah Winfrey şovunda bu kadar ucuza nasıl elbise sattığı sorulunca "Bilmiyorum" demişti, "Bu fiyatı nasıl sağlayabiliyorlar gerçekten bilmiyorum."

Tolga TANIŞ | Hürriyet Gazetesi


kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2176
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
İngiliz Mothercare Türkiye de hızlı büyüme kararı aldı 21/07/2008 22:29 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

İngiliz Mothercare Türkiye’de hızlı büyüme kararı aldı



İNGİLİZ bebek ürünleri markası Mothercare, Türkiye, Rusya ve Hindistan pazarlarında hızlı büyüme kararı aldığını açıkladı.



Geçen yıl Early Learning Centre isimli yeni bir markayı da satın alan şirket, ilk çeyrek kârını açıkladığı toplantıda büyüme stratejisi ile ilgili olarak bilgi verdi. Kârını yüzde 21 artıran Mothercare’ın 49 ülkede 526 mağazası buluyor.



Son çeyrekte özellikle gelişmekte olan ülkelerden elde ettiği gelirin daha hızlı arttığını açıklayan şirket, bu bölgelerde büyümeyi planlıyor. Enerji ve gıda fiyatları da Mothercare’ın gelişmekte olan ülkelere yönelmesinde etkili olmuş. Çünkü bu ülkelerde gelir seviyesi arttığı için insanlar çocukları için daha çok para harcıyor.

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2177
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Google'ın en büyük kozu: Online reklamlar 22/07/2008 23:49 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Google'ın en büyük kozu: Online reklamlar



Google, sadece bir arama motoru devi değil. Online reklam sektöründeki büyük mücadele burada...




Rakamlar, arama motorlarındaki birim başına maliyeti gösteriyor.Google'ın şirket olarak büyüme oranı her ne kadar yavaşlıyor olsa da, online reklamcılık sözkonusu olduğunda kimse Google'ın eline şu an için su dökemiyor.



Google, online reklamcılıkta en yakın rakipleri Microsoft ve Yahoo'yu geride bırakalı uzun zaman oldu. Bu farkın kapanması bir yana günden güne açılıyor olması Google'ın uzun bir süre daha online reklamcılığa adını altın harflerle yazdıracağını gösteriyor.



Google, reklam başına 1.10$ kazanırken, Yahoo ve Microsoft, online reklamcılıkta pazar kaybetmeye devam ediyor. Arama motorlarına bu yıl harcanan her yeni dolar düşünüldüğünde, Google reklam pazarının neredeyse %98'ini tek elde toplamayı başarıyor.

Selim Öztürk | Chip Online

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2178
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Ülker den meyve aromalı malt içeceği Maltana 23/07/2008 01:05 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Ülker den meyve aromalı malt içeceği Maltana


Ülker İçecek Grubu, Türkiye’de üretilen ilk gerçek meyve aromalı malt içeceği Maltana’yı tüketicilerin beğenisine sundu. Vitamin ve mineraller içeren malt özü ile üretilen Maltana sağlıklı serinlik isteyenler için lezzetli bir alternatif olacak.

Ülker İçecek Grubu, Türk tüketicisini yeni ürünlerle tanıştırmaya ve ürün portföyünü geliştirmeye devam ediyor. Grup şimdi de Türk tüketicisini meyve aromalı malt içeceği Maltana ile tanıştırıyor. Maltana, ilk etapta 3 farklı ve yepyeni lezzette piyasaya sunuluyor; ananas, armut ve şeftali…



Farklı bir serinlik isteyenlere seslenen faydalı bir içecek olan Maltana, B2, B3, B6 vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum ve polifenol içeriyor. Gençler, kadınlar ve emziren annelerin rahatlıkla tüketebileceği Maltana, Türkiye’de üretilen tek meyve aromalı malt içeceği.

Türk tüketicilerinin damak tadına uygun olan Maltana’yı, Ülker AR-GE ekibi, yurt dışından AR-GE danışmanları ile 1,5 yıl çalışarak geliştirdi. Maltana, Sakarya Akyazı’da bulunan Della Gıda Fabrikası’nda üretiliyor. Bu yeni içecek için fabrikada toplam 1 milyon USD’lik ek yatırım yapıldı.

Ülker kalitesi ile üretilen Maltana, 330 ml. kutu ve 330 ml. cam şişe ambalajlarda satışa sunuldu.


kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2179
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Bu işyerinde kredi kartı geçmezz. Lütfen nakit ödeyin :)) 23/07/2008 01:40 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

İşyerine kredi kartı sokmayan İstanbul'un üç Don Kişot'u




İnci Profiterol, Tarihi Sultanahmet Köftecisi ve Kanaat Lokantası... İstanbul'un tarihi mekanlarının sahipleri kredi kartlarına karşı direniyor. Kimisi kart kullanımını vicdanen sorgularken, kimisi de imajına aykırı buluyor.



İnci Profiterol, Tarihi Sultanahmet Köftecisi, Kanaat Lokantası... İstanbul'un bu 3 tarihi mekanının ortak bir özelliği var: Kredi kartı fobisi... Kimisi oluşturduğu halk imajına aykırı olduğu, kimisi nostaljiye saygısından, kimisi ise vicdanına dokunduğu için kredi kartlarını dükkanlarından içeri sokmuyor.
Günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelen kredi kartları, taksilerden kebapçılara, meyhanelerden ayakkabı tamircilerine kadar artık her alanda yaygın bir şekilde kullanılıyor. Öyle ki, 1999 yılında 10 milyon sınırında olan Türkiye'de kredi kartı kullanımı, 2008 yılı başında 38 milyonu buldu. "Kredi kartı geçiyor mu?" sorusundan, geçmeyince de ekşiyen suratlardan sıkılan esnaf ve mağaza sahipleri kasalarını her çeşit pos makinesiyle donattı.

Ancak İstanbul'un tarihi yüzünün Don Kişot'ları bu furyaya sonuna kadar ayak diretmeye kararlı. İnci Profiterol'un sahibi Musa Ateş, "Kredi kartları uykumu kaçırıyor. Kimsenin evsiz barksız kalmasına aracı olmak istemem" diyerek olayın vicdani bir boyutu olduğunu söylerken, Tarihi Sultanahmet Köftecisi'nin yöneticisi Timur Özçakın da kredi kartlarının lokantanın "halkın içinden gelen" imajına zarar vereceğini düşünüyor. Kanaat Lokantası İşletmecisi Mustafa Kargılı ise, çok fazla talep olmasına rağmen dayanabilecekleri yere kadar gideceklerini vurguluyor.


İNCİ PROFİTEROL


Düşüncesi bile uykumu kaçırıyor
1944 yılından bu yana Beyoğlu'nda aynı yerinde hizmet veren ve Arnavut kökenli Lucas Zigoridis tarafından kurulan İnci Profiterol'ün sahibi Musa Ateş,12 yaşından beri burada çalıştığını belirterek, "Buranın dekorasyonunu da profiterollerinin lezzetini de değişmeden zamana karşı korumak en büyük hedefim" diyor.



Öncelikle kredi kartıyla birlikte zam da yapmak zorunda kalacağını anlatan Ateş, bir de bu işin vicdani yükünün çok ağır olduğunu vurguluyor. Ateş, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bugün bakıyorum çevremde bir sürü genç insan kredi kartları nedeniyle hapse giriyor, evsiz, işsiz kalıyor. İnsanımız henüz ayağını yorganına göre uzatmanın ne demek olduğunu anlayamadı. Benim üç kuruşluk profiterolüm yüzünden birilerin evsiz barksız kalacağı düşüncesinden bile uykularım kaçıyor. Küçük rakamlar insanların gözüne batmıyor ama meblağlar eklenerek çoğalıyor. Ben o faturanın bir parçası olmak istemem. Cebinde kendisi için 5 YTL olan, borcunu geleceğe bırakmak istemeyen gelsin. Ben bu dükkanın penceresinden 40 yıldır bakıyorum. Beyoğlu eskiden beylerin geçtiği yerdi, şimdi çok değişti. Bana gelip, "Burada kredi kartı geçiyor mu?" diye soranlara şaşırıyorum. 40 yıldır geçmedi, bundan böyle de geçmez. Buranın bir çivisi bile değişeceği zaman günlerce düşünüyorum."


TARİHİ SULTANAHMET KÖFTECİSİ




Kredi kartı imajımıza zarar verir

İstanbul Tarihi Sultanahmet Köftecisi sahibi Timur Tezçakın da, Kurtuluş Savaşı'nda cepheye kumanya yollayan İstanbul esnafının bir temsilcisi olduklarını, 200 kişilik 3 katlı dükkânda 45 kişinin çalıştığını belirterek, "3 kuşaktır ailemiz burada. Ortalama günde 800 kişi ziyaret ediyor, yani sirkülasyonumuz çok fazla. Bu yoğunlukta kredi kartı koyma düşüncemiz hiç olmadı. Kasada hep bizden biri oturur, nakitle çalışmaya alıştık. Bu bizim iş yapış şeklimiz" diyor.



Artık halkın kendilerini böyle kabullendiğini vurgulayan Tezçakın, bugün kredi kartı makinesi kullanmaya başlamalarının, "Kredi kartı bile geçmeyen has köfteci" imajına zarar vereceğini dile getiriyor. Ortalama bir yemeğin 15 YTL olduğunu ifade eden Tezçakın, "Bizim çabamız halkın bir parçası olduğumuzu hissettirmek, biz eski usulün bir parçası olmaktan memnunuz. Tabii arada talepler geliyor ama bizim için söz konusu değil. Burayı Başkabakan da ziyaret ediyor, en yoksul vatandaş da. Amacımız bütün kitlelerin burada kendinden bir parça bulması" diye konuşuyor.


KANAAT LOKANTASI




Dayanabildiğimiz kadar dayanırız


Kanaat Lokantası İşletmecisi Mustafa Kargılı ise, 1933 yılından bu yana Üsküdar'da hizmet verdiklerini, lokantayı günde bin kişinin ziyaret ettiğini söylüyor. Bugün de bir aile işletmesi olan lokantayı yine Kargılı ailesi olarak yönettiklerini anlatan Kargılı, şöyle konuşuyor: "Çeşitli nedenlerden dolayı kredi kartı kullanmıyorum. Bunun en büyük sebebi sirkülasyonun çok fazla olması. Özellikle iftar zamanlarında o kadar fazla insan oluyor ki, bırakın kredi kartını beklemeyi, kasayı kapatıp kaçırırsınız.



Kredi kartı makinesi de kafanıza geçirirler, yani teknoloji henüz bizim sirkülasyona ayak uyduracak seviyeye gelmedi. Çok fazla talep var, çünkü artık kimse cebinde para taşımıyor, ancak biz eski usulün insanlarıyız. Belki gün gelir koyarız pos makinesi ancak dayanabildiğiniz yere kadar dayanacağız. Sonuçta buraya son model araçla gelip, 200 YTL'lik yemek yiyen de oluyor."

Sevda Yüzbaşıoğlu | Referans Gazetesi

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2180
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
iPhone 20 ülkeye daha geliyor 23/07/2008 01:50 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

iPhone 20 ülkeye daha geliyor


22 Ağustos'da 20 ülke daha iPhone 3G'e kavuşacak.


iPhone 3G 11 Temmuz'da 21 ülkeyle tanışmıştı. Fransa 22. ülke olurken Apple'ın akıllı telefonu ilk haftada 1 milyon adet satmayı başardı. 22 Ağustos'da ise Apple iPhone zincirine 20 ülke daha dahil olacak.



Apple'ın iPhone internet sayfasında "Coming Soon" adı altında yakında sunacağı 50 ülke bayrağından hangi 20'sine 22 Ağustos'da iPhone dağıtacağı açıklanmadı. İçlerinde Türkiye'nin de yer aldığı bu 50 ülke Asya, Avrupa, Güney ve Kuzey Afrika'dan olmak üzere hepsi bilindik ülkeler.



Apple iPhone'u 70 ülkeye dağıtacaklarını tekrarlarken yıl sonuna kadar 10 milyon ürün satma umutlarını da taze tuttular.

Levent Polater | PC World

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2181
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Yaz geldi her şeyi dondurmayı sevdik! 23/07/2008 12:16 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Her şeyi ‘dondurma’yı sevdik!



Yılların kakaolu ve sade dondurmasının yerini şimdilerde yirminin üzerinde çeşit aldı. Yeşil çay, hurma, damla sakız, şeftali, kuru üzüm, nar, balkabağı, nane… Liste uzayıp gidiyor. Zeytin, patates, patlıcan ve isot kullanılarak yapılan dondurmalar ise deneyimli ustalara göre reklâm kokan lezzetler!



Daha kısa bir süre öncesine kadar ‘dondurma’ denildiğinde akıllara sadece birkaç çeşit farklı lezzet gelirdi. Yaz sıcaklarında pastane yollarını aşındıran küçük çocuklar, dondurma ustasının “Siyah (kakaolu) mı istersin yoksa beyaz (sade) mı?” sorusuna cevap vermekte pek de zorlanmazdı.
Başka bir alternatif de yoktu zaten… Peki ya şimdi? Nar, yeşil çay, yoğurt, hurma, damla sakızı, balkabağı, nane, karpuz, kavun, badem, incir… Liste uzayıp gidiyor. Bir de tutar mı tutmaz mı bilinmez ama hayal gücünü zorlayan, “Bu kadarı da olur mu?” dedirtecek cinsten olanları var.




Geçtiğimiz yıllarda piyasaya çıkan isotlu, ıspanaklı, patlıcanlı, patatesli ve yağda kızartılmış dondurma çeşidine bu yıl da Ayvalık’taki bir pastanenin ‘zeytinli dondurma’sı eklendi. Bunların yanı sıra; pekmezli, keçiboynuzlu, Türk kahveli, baharatlı dondurmalar da bulunuyor. Ve hatta tavuklusu bile var. Biz de son yıllarda hemen hemen her meyveden dondurma üreten pastanecileri gezdik. En çok beğenilen ‘tat’ları sorduk. Bayanların ayrı erkeklerin ayrı dondurma tercih ettiklerini öğrendik…



Taksim’deki Milano dondurmacısı tam yirmi üç farklı dondurma çeşidi satıyor. Pastane sahibi Gökhan Özeray’a göre son yıllarda dondurma çeşitlerinin bu kadar artmasının sebebi, yeniliğe açık bir toplum olmamız ve piyasadaki hazır dondurmalar. Pastane, farklı sos ve sunumlarla müşterilerin dikkatini çekmeyi başarmış. Gökhan Özeray’ın anlattıklarına göre Milano Pastanesi’nin İtalya’daki merkezi her geçen gün farklı dondurma lezzetleri arayışı içerisindeymiş. Yıllardır süren çalışmalar sonrasında tam 125 çeşit farklı dondurma reçetesi elde edilmiş. Özeray, “Artık her meyvenin bir dondurması var. Burada önemli olan mevsimine göre dondurma üretmek. Yani doğal yollardan katkı maddesi kullanmadan. Pastaneye gelen müşteriler özellikle bu duruma dikkat ediyor ve gerçek meyve parçalarını dondurmanın üzerinde görmek istiyor.” diyor.




Özeray, “Yazın meyveli dondurma satıyoruz. Kışın ise sütlü ve çikolatalı çeşitlere ağırlık veriyoruz. Soğuk havalarda kestaneli ve beyaz çikolatalı çeşitler daha çok beğeniliyor. Ama yaz kış siyah çikolata çok fazla satılıyor. Vanilya nutella gofretli, çilek, limon ve kavun da rağbet gören çeşitler.” ifadelerini kullanıyor. Pastane sahibi, zaman zaman zeytin, patlıcan ve isotlu dondurma gibi farklı lezzetlerle gündeme gelen ustalara da bir gönderme yapıyor: “Zeytin, patlıcan, patates, tavuk ya da isot. Bunlar dondurmanın yapısına aykırı ürünler. Sadece reklam yapmak amaçlanıyor.”




Yaşar Pastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Kadriye Kanbur ise “Değişen tüketim alışkanlıkları ve farklı lezzetlere duyulan merak, dondurma üreticileri üzerinde büyük etki oluşturdu. Firma olarak sürekli arayış içerisindeyiz. Meyveli dondurmalar da özellikle aranır oldu.” yorumunu yapıyor.



Müşterilerin beğenisine kavun, karpuz, yeşil çal, kahve, cappucino, vişne, çikolata ve nane-limonlu dondurma çeşitlerini sunduklarını belirten Kanbur, “Bayan müşterilerimiz meyveli ve çikolatalı dondurma çeşitlerini tercih ediyor. Erkekler ise klasik dondurmalardan vazgeçmiyor.” diyor.

Bünyamin KÖSELİ | Zaman Cumartesi

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2182
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Satılan her üç otomobilin ikisi ithal 23/07/2008 12:36 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Satılan her üç otomobilin ikisi ithal



Otomobil pazarında Ocak-Haziran döneminde ithalatın pazar payı yüzde 66 olarak gerçekleşti. Buna göre satılan her 3 otomobilden 2’sinin ithal olduğu belirlendi. Otomobillerde ithalatın pazar payı, gelinen aşamada yüzde 70’e yaklaştı.



Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren sektörü otomotiv olurken, iç pazardaki hakimiyet ise ithal otomobillerin elinde bulunuyor.

Otomotiv Sanayii Derneği’nin (OSD) verilerinden yapılan belirlemeye göre, bu yılın ikinci çeyreğinde sektörde satılan her 3 otomobilden 2’sini ithal otomobiller oluşturdu. Anılan dönemde satılan 164 bin 445 otomobilden 108 bin 718’inin ithal, 55 bin 727’sinin ise yerli olduğu belirlerdi.



Otomobil pazarında anılan dönemde ithalatın pazar payı yüzde 66 olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde de söz konusu oran yüzde 67 olmuştu. Geçen yılın ilk çeyreğinde satılan 139 bin 131 otomobilden 92 bin 894’ünün ithal, 46 bin 237’sinin ise yerli olduğu tespit edilmişti.


10 yılın ortalamasında yüzde 60



Otomotiv pazarında 1998-2007 döneminde ithalatın pazar payının yüzde 60 olduğu belirlendi. Son 10 yılda satılan 1 milyon 609 bin 52 otomobilin 970 bin 322’sini ithal otomobiller oluşturdu. Yerli otomobillerin sayısı ise anılan dönemde 638 bin 739’da kaldı.



İthal otomobil satışlarının 1998 yılında yüzde 34 olan payı, yıllar itibariyle artış seyri izledi. Bu oran 1999’da yüzde 44’e, 2000 ve 2001’de ekonomik krizinde etkisiyle sırasıyla yüzde 52 ve 53’e, 2002’de yüzde 58’e çıktı. Ekonominin kendini toparlama sürecinde söz konusu oran artışını sürdürerek, 2003’te yüzde 66’ya, 2004’te yüzde 71’e ulaştı. İthal otomobil satışları 2005’te yüzde 68’e, 2006’da yüzde 70’e çıktı. Söz konusu oran 2007 yılında da yüzde 66 olarak gerçekleşti. Son 10 yılın ortalamasına göre ise satılan her 100 otomobilden 60’ı ithal otomobillerden oluştu.



Toplam araç pazardaki ithalatın payı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 57 olarak gerçekleşti. Söz konusu oran anılan dönemde hafif araçlar pazarında yüzde 59’a çıkarken, hafif ticari araçlarda yüzde 47, ağır ticari araçlarda ise yüzde 26 oldu. İthalatın pazar payı otobüslerde yüzde 24, kamyonda ise 31 olarak gerçekleşti.

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2183
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Uludağ limonatayı patlattı 23/07/2008 13:08 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Uludağ limonatayı patlattı


Geleneksel limonatayı özel bir formülle şişeleyen Uludağ, yaz aylarıyla birlikte bu alanda geçen yıla göre yüzde 300’lük büyüme kaydetti. Şirket aylık 3 milyon litre limonata satıyor



Yaz aylarının gelmesiyle birlikte içecek grubu Uludağ’ın ürünleri arasında yer alan limonatada talep patlaması yaşanıyor. Büyük üreticiler içinde bu alandaki ürünüyle tek olan Uludağ, geleneksel limonatayı adeta yeniden diriltti. Limonatayı ilk olarak 2007 yazında 1 litrelik pet şişelerde satışa çıkaran firma, 2008’de ambalaj çeşitlemesine giderek büyük bir kitleye yayıldı.
Limonatada geçen yılın yaz aylarında 1 milyon litreyi yakalayamayan firma, bu yıl portföyüne eklediği yeni ambalaj çeşitleriyle yüzde 300’de fazla büyümeyle aylık satışlarda 3 milyonu yakaladı. 2008’in ilk 6 ayı sonuçlarına göre 10 milyon litrelik limonata satışına ulaşan Uludağ, böylece sezon sonu hedefi olan 15 milyon litreye temmuz ayı itibariyle oldukça yaklaşmış olacak.

Ambalaj atağı



Limonatada market, otel ve kafelerden gelen yüklü talepleri karşılayamayacak duruma geldiklerini belirten Uludağ İçecek Grubu Genel Müdür Yardımcısı Ömer Kızıl, satışların yüzde 80’ini ülke çapında yer alan toplam 130 bayi aracılığıyla yaptıklarını ve yakalanan bu rakamla hedeflerin ciddi oranda aşıldığını söyledi.
Firma bu süreçte ilk olarak 1 litrelik ambalajlarda piyasaya sunduğu limonatayı, sırasıyla 500 ml’lik pet şişe, 330 ml’lik cam şişe ve 330 ml’lik teneke kutuya taşıdı.

Yeni yatırım gündemde



Beklenmedik satışlar karşısında kapasite artışına gideceklerini ancak bunun için en yakın tarihin bu yılın sonu gibi gözüktüğünü kaydeden Kızıl, konuya ilişkin şu bilgileri verdi: “Bu kapasiteyle bu telebi karşılamak güç. 2 gündür tesisimizin bulunduğu Bursa’da ürün yok. Yetiştiremiyoruz. Gelen taleplerin ancak yarısını karşılayabiliyoruz. Cam şişeleri restoran ve cafe türü mekânlara, 2 gün önce üretimine başladığımız teneke kutuluları market ve büfelere göndererek kısa süreli de olsa çözüm üretmeye çalışacağız.”
Kızıl, talebin daha çok İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yer alan kafe ve restoranlardan geldiğini aktardı.

Nanelisi yola çıktı



Piyasadaki ürünün ilgi görmesinin ardından Uludağ, limonatanın nanelisini de pazara sunmaya hazırlanıyor. Firma ayrıca farklı aromalarla desteklenen limonata çeşitlerini de piyasaya çıkarmayı planlıyor.

Yakın zamanda diğer içecek gruplarında da pazara girmek için ürün geliştireceklerini öngören Ömer Kızıl, “Rekabete şimdiden hazırız. Yaklaşan ramazan ayıyla birlikte müthiş bir reklam kampanyası yapacağız. Kışın yüzde 70’lere varan daralmayı yüzde 50’ye çekeceğiz. Amacımız, limonatayı dondurma gibi yazın tekelinden çıkarıp kışın da talep edilen bir içecek haline getirmek.”


kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2184
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Vatan Bilgisayar dan 1.000 yeni liralık alışverişe, 2 bin yeni liralık kupon 23/07/2008 13:27 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

1.000 yeni liralık alışverişe, 2 bin yeni liralık kupon





Vatan Bilgisayar, 31 Temmuz'a kadar mağazalarından KDV dahil 1.000 yeni lira ve üzeri alışveriş yapan herkese 2 bin yeni lira değerinde indirim kuponları veriyor. Müşteriler, Worldcard 5 taksit, Axess 5 taksit, nakit veya banka havalesi seçeneklerinden herhangi birini kullanarak kampanyadan faydalanabilecek



kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2185
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Panasonic Sony'yi tahtından etti! 26/07/2008 16:09 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Uludağ limonatayı patlattı


Yapılan araştırma, Sony'nin gönüllerin şampiyonu ünvanını bıraktığını gösteriyor. Yeni şampiyon kim?



Son günlerde Howard Stringer yönetimi altında yeniden yapılanmaya giden ve eski güçlü günlerine dönmek isteyen Sony, yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarından pek de memnun kalmamış olsa gerek.

En çok beğenilen ve taktir edilen elektronik şirketini belirleyen araştırma, elektronik cihazlar konusunda hangi firmanın başı çektiğini göstermesi bakımından önemliydi. 600 kişiyi kapsayan araştırma Mayıs ayında Nikkei adında ve iş dünyasına hitap eden bir Japon gazetesi tarafından yapıldı.






Araştırmanın sonuçlarına göre tüketiciler, favori şirketleri olarak Panasonic'i tercih etti. Araştırmada yer alan kişilerin daha önce bu firmaların herhangi bir ürününe sahip olmasına ve yakın gelecekte bu firmaların birinden herhangi bir ürün alacak olmasına dikkat edildi.



Araştırmanın sonucuna göre oluşan sıralamaya bakıldığında, uzun zaman boyunca diğer Japon firmalarını geride bırakan Sony'nin Sharp, Toshiba, JVC ve Mitsubishi'den sonra gelmesi ise bir başka ilginç detay olarak karşımıza çıkıyor.



Panasonic ise katılımcılar tarafından her zaman sağlam ve dayanıklı ürünleriyle tanınan bir firma olarak tanımlandı. Viera TV'leri gibi başarılı seri ürünlere sahip olan Panasonic, 2002 yılından bu yana Sony'nin en büyük rakibiydi.





Ancak bu sonuca rağmen Sony için iyi haberler de yok değil. Video kaydedici ve PC'ler baz alındığında tüketicilerin çoğunluğunun Sony'nin ürünlerini seçtiği de araştırmanın sonuçları arasında yer aldı.



Selim Öztürk | Chip Online

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2186
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Tesettür otellerinin sayısı 40a yaklaştı 27/07/2008 23:47 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Tesettür otellerinin sayısı 40’a yaklaştı


‘Alternatif tatil’in parlayan yıldızı tesettür otellerin sayısı 40’a yaklaştı. Hızla yaygınlaşan ve tesettür şartının aranmadığı otellerin bazılarında kalan çiftlerin evlilik cüzdanına bakılmıyor. Bu tür otellerin sayısı 2002 yılında 5’i geçmiyordu


caprice otel

13 yıl önce Didim’de Caprice Otel’in açılmasıyla moda olan “muhafazakar tatil” konsepti giderek yaygınlaşıyor. 2002 yılında sayısı 5’i geçmeyen İslami otel ve tatil köyü sayısı bugün 40’a yaklaşmış durumda. Alkollü içkinin olmadığı, bar, disko gibi mekanların yer almadığı ve harem-selamlık havuzların bulunduğu İslami otellere her geçen gün bir yenisi eklenirken, bir yandan da var olan tesisler İslami otele dönüştürülüyor. 10 yıldan bu yana Bodrum’un Bitez beldesinde hizmet veren Önemli Hisar Otel de bu tesislerden biri. İngiltere’de yaşayan iş adamı Necip Önemli’nin sahibi olduğu otel, bu yıl muhafazakâr bir tatil mekânı haline getirildi. Alkollü içkilerin menüden çıkarıldığı tesiste, kadın ve erkekler için ayrı havuzlar oluşturuldu; havuzun çevresi de tamamıyla kapatıldı.

ANTALYA EN GÖZDE BÖLGE



Club Familia

Konya, Afyon gibi şehirlerden sonra Akdeniz’e açılan İslami oteller, hem deniz-kum ve güneşin tadını çıkarmak isteyenlere konforlu bir tatil sunuyor hem de müşterilerinin dini vecibelerini yerine getirebilmelerine olanak tanıyor. Alkollü içki servisinin yapılmadığı otellerin en büyük özelliklerinden biri, kadın ve erkekler için ayrı havuzlara sahip olmaları. Çoğu 5 yıldızlı olan ve her şey dahil sistemiyle hizmet sunan bu otellerde ayrıca fitness’tan saunaya, su sporlarından SPA’ya kadar pek çok aktivite de bulunuyor. Deniz ve doğayla iç içe tatil geçirmek isteyenler için hizmet sunan Bera Alanya da en son açılan İslami otellerden biri. İslami otellerde konaklayacak kadınlarda tesettür şartı aranmıyor. Kimi muhafazakâr otellerde de çiftlerin evlilik cüzdanı olup olmadığına bakılmıyor.

Sarhoş narası, disko, üstsüz yok


caprice otel

www.islamioteller.net adresli internet sitesinde muhafazakâr otellerin kuruluşundan ve sunduğu ayrıcalıklarından şöyle bahsediliyor:

“Tatil, özellikle plaj tatili, dindar insanlar için uzak durulması gereken bir etkinlikti birkaç on yıl öncesine kadar. Bu insanların da tatil yapmaları gerektiğini düşünen işadamları peş peşe alternatif tatil merkezleri inşa etmeye başladılar. Farklılıkları şöyle sıralanabilir:

İçkisizdirler. Sarhoş narası duymazsınız.

Disko ve gürültü yok. Çocukla gidebilirsiniz.

Bay ve bayan yüzme havuzları ayrıdır.

Mescit mevcuttur.

Yabancı turist yok, gayri ahlaki durum olmaz.

Füsun AKAY | Akşam Gazetesi

kaynak:



  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#2187
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 615
graph
Kullanıcının bilgilerini görmek için tıklayın
Biletixin mimarları yoğurt zinciri kuruyor 28/07/2008 00:24 Kanaat Notu: 0  
Pazarlama Haberleri

Biletix’in mimarları yoğurt zinciri kuruyor


Biletix şirketini kurarak Türkiye’yi internet ve telefon üzerinden bilet satışıyla tanıştıran Kanadalı Ali Abhary ve Dave Dorner, yeni bir girişime hazırlanıyor: Donmuş yoğurt!



1997 yılından beri Türkiye’de yaşayan Abhary ve Dorner, dünyanın dondurma niyetine severek yediği, ancak Türkiye’de pek bilinmeyen donmuş yoğurdu satan bir kafeler zinciri kuracak.
Özellikle ABD’de ‘frozen yogurt’ adıyla çok popüler olan donmuş yoğurt, dondurmaya göre düşük kalorili ve az yağlı olmasıyla öne çıkıyor. Ali Abhary ve Dave Dorner’ın Türkiye’de kuracağı donmuş yoğurt zinciri ‘Yoort’ markasını kullanacak. İlk Yoort dükkânının yaklaşık bir ay içinde İstanbul’da İstinyePark alışveriş merkezinde açılması planlanıyor.

33 kilo yoğurt yiyoruz...



Türkiye dünyada en çok yoğurt tüketen ülkelerin başında geliyor. Türk halkı kişi başına yılda yaklaşık 33 kilogram yoğurt tüketiyor. Ancak Türkiye’de yoğurt, bir tatlı olarak algılanmıyor. Yoğurdu yemeklerin yanında ya da tek başına yemeyi tercih eden Türk halkı, artık yoğurdu tatlı niyetine de yiyecek.



Abhary ve Dorner’ın yurtdışından danışmanlar getirerek Türkiye’deki bir yoğurt üreticisinin tesislerinde donmuş yoğurt üretime başladıkları belirtiliyor.
Light yoğurt kullanan girişimciler, iki aylık deneme süreci sonunda Türk damak zevkine uygun bir lezzet tutturmuş. Konuya yakın bir isim, “Yoğurdu seven herkes, bence bunu da çok sevecek. Çok hoş bir tadı var” diyor.
Sayılarının 100’ü bulması planlanan Yoort dükkânlarında çeşitli tatlardaki donmuş yoğurtların üzerine taze meyve konarak yenilecek. Dükkânlarda yoğurttan elde edilen içecekler de satılacak.


Paris Hilton desteği



Abhary ve Dorner’ın yeni işteki ortakları arasında İstanbul Park’ın Genel Müdürü Can Güçlü de bulunuyor. Yoort yatırımını Abhary ve Dorner’in TAG Ventures II şirketi yapıyor.
ABD’de bir danışmanlık şirketinde çalışırken İstanbul’daki bir proje için Türkiye’ye gelen Abhary ve Dorner, Türkiye’de bir bilet satış sistemi olmadığını fark edince Koç grubundan destek alarak 2000’de Biletix’i kurmuştu. Biletix’i 2006’da bu alandaki dünya devi ABD’li Ticketmaster’a satan ikili, halen Biletix’in genel müdürlüğünü yürütüyor.
1970’lerde ABD piyasasına giren donmuş yoğurt, sağlıklı olduğu için kısa sürede çok popüler olmuştu. 1990’larda diyet dondurmaların çıkmasıyla hızı biraz kesilen donmuş yoğurt, son dönemde özellikle donmuş yoğurt meraklısı Paris Hilton’un desteğiyle yeniden popüler oldu.


Serkan Arman | Milliyet Gazetesi


kaynak:



  Herkesin yazı y