Haberler
Eğitim Duyuruları
|
|
|
Anzer balı, kilosu 450 YTL\'den yok sattı (1 izleyici)
|
|
BAŞLIK: Anzer balı, kilosu 450 YTL\'den yok sattı
|
P.Kotler (Kullanıcı)
Doçent
Gönderiler: 46
|
| Pegasus İç hatlarda ücretsiz uçma fırsatı 02/11/2007 00:39 |
Kanaat Notu: 2   |
Pegasus İç hatlarda ücretsiz uçma fırsatı  Pegasus Havayolları, tarifeli seferlerinin 2. yıl dönümünde düzenlediği kampanya kapsamında, 3 kez uçan müşterilerine bir kez iç hat uçuşu hediye ediyor. Pegasus'tan yapılan açıklamaya göre, 1 Kasım 2005 tarihinde tarifeli seferlerine başlayan Pegasus Havayolları, uçuşların 2. yıl dönümünde Kasım ayı boyunca 3 kez bilet alarak uçuş yapan yolcularına, 15 Aralık 2007 tarihine kadar kullanılmak üzere iç hatlarda bir kez ücretsiz uçma fırsatı sunuyor. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
| Dört kıyafetten biri seri sonu 02/11/2007 00:51 |
Kanaat Notu: 0   |
Dört kıyafetten biri seri sonu  Türkiye’de seri sonu mağazalardan yılda 20 milyar doların üzerinde alışveriş yapılıyor. Son dönemde büyük bir artış gözlenen seri sonu satış mağazaları, perakende tekstil sektörünün toplam satışlarının yüzde 25’ine ulaştı. Markaların seri sonu ürünlerinin satıldığı outlet centerlar son birkaç yıl içinde arttı. Seri sonu mağazalar, büyüyen organize perakende şirketlerinin stoklarını eritme noktaları; tüketiciler içinse istedikleri markalara daha uygun şartlarda ulaşabildikleri merkezler. Özellikle İstanbul’da Yenibosna, Merter gibi bölgelerde bulunan seri sonu satış mağazalarından yılda 20 milyar dolarlık alışveriş yapılıyor. Bu rakam toplam organize tekstil satışının yüzde 25’ini oluşturuyor. ‘FİRMALAR OUTLETLERE SARILMAYA BAŞLADI’Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Ali Murat Kızıltaş, birçok firmada ciro artışlarının daha çok ucuz ürün sattıkları pazarlardan gelmeye başladığını, bu nedenle firmaların outlet konseptine sarılmaya başladığını söyledi.  Kızıltaş, tüm markaların en üst gelir grubuna hitap etmeye çalışmasıyla alıcı pazarının daraldığını belirterek, “Gerçekten firmalar için burası yeni bir pazar. Çünkü hep aynı pazarda büyümeye çalıştıkça bir müddet sonra o pazar doyuma ulaşıyor. Hiç mal satamadığınız müşteriye mal satmaya başlayınca o zaman cironuza ciddi anlamda katkı getiriyor” dedi. ‘SERİ SONU İÇİN ÖZEL MAL ÜRETİLMEYE BAŞLANACAK’Seri sonu mağaza konseptinin ABD’de başladığına dikkat çeken Kızıltaş şunları söyledi: “Son dönemde organize perakende sektörü yüzde 40-50 büyüyecek. Eskiden 100 birim üretip 10 birim stokta kalırken, şimdi 1000 birim üretiliyor 100 birim stokta kalıyor. Bu stokların eritilmesi gerekiyor.  ABD’de outletlere özel mal üretiliyor; çünkü ellerinde kalan seri sonları yetmiyor. Türkiye’de de outletler için özel mal üretilmeye başlanacağını düşünüyorum. Marka kalitesini koruyarak daha ucuz hammaddeler kullanılacaktır. Tüketiciler outletlerde hayal ettikleri ürünlere ulaşabiliyorlar.” GÜNDE 600 BİN YTL’LİK SATIŞYenibosna’da açılan ve 15 mağazanın yer aldığı çadır outlette günde 600 bin YTL’lik satış gerçekleşiyor. Gördüğü ilgi üzerine çadır Anadolu’ya turneye çıkma kararı aldı. kaynak:

|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
P.Kotler (Kullanıcı)
Doçent
Gönderiler: 46
|
| Yüksek moda lastik ayakkabı evliliği 03/11/2007 01:17 |
Kanaat Notu: 2   |
Yüksek moda lastik ayakkabı evliliği Ayşe ÖZEK KARASU Spor malzemeleri ile lüks modanın yolları giderek kesişiyor. Chanel, Hermes spor eşyalarında da aynı Nike ve Adidas gibi marka oluyor, Stella McCartney Adidas'a koleksiyon hazırlıyor, Alexander McQueen Puma'ya 800 dolarlık spor ayakkabısı tasarlıyor. Michael Jordan'ın Nike ayakkabılarına adını verdiği o ikonik, ancak teknik dönem sona eriyor. Yıllar önce saha ve kortlardan sokaklara geçiş yapan spor giyim-kuşamı artık yüksek moda ikonu oluyor. Madonna'lar, Cameron Diaz'lar Puma'larla dolaşıyor. Ve Fransız lüks tüketim devi PPR, geçen hafta, dünyanın üç numaralı spor malzemeleri üreticisi Puma'nın çoğunluk hissesini ele geçiriyor. Böylelikle Puma, Gucci ve YSL ile aynı çatı altına girmiş oluyor. Marlene Dietrich ile Greta Garbo o erkeksi kıyafetlerinin altına düpedüz spor ayakkabı çektiklerinde görenler inanamamıştı. İlk kez 1896 Atina Olimpiyatları sırasında tasarlanmıştı o ayakkabılar. Şöhretler tarafından sokakta giyildiği de pek görülmemişti. 1930'lu 40'lı yıllarda belli ölçüde saygınlık kazansalar da, spor pabuçlar şöhretlerin ayağına göre değildi. Bu yüzden, Dietrich ve Garbo'dan 30 yıl kadar sonra bile, Mick Jagger'ın düğününde spor ayakkabısı giymesi olay olmuştu. 1980'lerde NBA yıldızı Michael Jordan'ın Nike'ın o müthiş reklam hamlesine ortak olmasıyla birlikte spor ayakkabıları ikon haline geldi, ancak teknik detaylar da ön plandaydı. Böylece çocukluğumuzun lastik ayakkabıları en sofistike biçimleriyle spor alanlarından çıkıp sokakları iyice fethettiler. Lacoste ve Le Coq Sportif gibi markalar da, spor malzemelerinin sokaklara taşması üzerine koleksiyonlarını genişleterek gündelik yaşama ayak uydurmaya başladılar.    Şimdi ise artık başka bir fetih dönemini yaşıyoruz. Artık Air Jordan dönemindeki gibi aerodinamik değil, stil konuşuyor. Alman markası Puma'nın geçen hafta yüzde 62.1'lik çoğunluk hissesiyle Fransız PPR'ın eline geçmesi de işte bu stil döneminin ürünü. Yüksek moda ile spor malzemelerinin yolu ilk kez 10 yıl önce kesişmişti. Aristokrat Fransız tasarımcı Jean-Charles de Castelbajac, dağcılık ve kış sporu malzemeleri üreten Rossignol için koleksiyon hazırladığında spor ile tasarımın yolları birleşmişti. Sonra Japon modacı Yohji Yamamoto da Adidas ürünlerine imzasını attı. Şimdi ise Adidas koleksiyonlarında Stella McCartney'in imzası var. Sözleşmeye göre İngiliz tasarımcı ile Adidas'ın beraberliği 2010 yılına kadar devam edecek. Bu trend, büyük haute couture markalarını da spor malzemelerine yönlendiriyor. Örneğin Chanel, tenis ayakkabısı ve ski üretiyor, Dior golf piyasasına giriyor, Hermes de binicilere hitap etmeye başlıyor. KERESTECİLİKTEN LÜKS SPORAPuma, spor malzemelerinin bir numarası değil, ancak ikonik alanda en çok onun markası parlıyor. Madonna ve Cameron Diaz gibi şöhretler o iri kedili marka ile görününce Puma salgını yayılıyor. İşte bu trendden cesaretle firma, İngiliz tasarımcı Alexander McQueen'e ayakkabı siparişi veriyor. O da piyasada 800 dolara satılacak bir çift Puma tasarlıyor. 15 yıl önce iflasın eşiğinden dönen Puma, öyle ışıltılı bir marka haline geliyor ki, Fransız PPR (Pinault-Printemps-Redoute) Puma'yı da lüks zincirine katmaya karar veriyor. Nisan ayında Alman markasının yüzde 27.1'ini alan PPR, çoğunluk hisseyi ele geçirmek için birim başına 455 dolarlık teklifte bulunuyor. Böylece pazarlık geçen hafta nihayetleniyor, şirketin değeri 7.3 milyar dolara çıkıyor ve toplam yüzde 62.1'lik hissesi de PPR'ın oluyor. Puma'yı lüks zincirine katmaya karar veren PPR'ın başkanı François-Henri Pinault, bu hamlesiyle bir kez daha parlıyor. Pinault, efsanevi Fransız işadamı François Pinault'nun oğlu ve Salma Hayek'in de nişanlısı. Çift şimdi çocuk bekliyor. François-Henri Pinault PPR Sahibi(soldaki)-Jochen Zeitz Puma Sahibi (sağdaki)Baba Pinault'nun, 1963 yılında kerestecilikle başlayıp ardından mobilya zinciri kurması, Fnac'ı ve Printemps'ı satın alması, ilaç pazarına girmesiyle genişleyen imparatorluğu, 1999 yılında yeni bir dönemece girmişti. O tarihte PPR zorlu bir savaştan sonra Gucci Grubu'nun yüzde 42'sini 7.2 milyar dolara satın alarak lüks piyasasına adım atmıştı. YSL, Balenciaga, Alexander McQueen ve Stella McCartney markalarını da içeren grubu almak için mobilya ve elektronik işini elden çıkarmıştı.  Şimdi ise Puma, Gucci ve YSL gibi parlak markalarla aynı çatı altına giriyor. Aslında Puma'nın spor ayakkabıları şimdi bile, Gucci'nin lüks ürünleri kadar yüksek bir kár marjı getiriyor. Yine de Puma, PPR için sadece bir prestij meselesi. Çünkü pahalı malların satışı PPR'ın cirosunun sadece yüzde 20'sini oluşturuyor. Esas kazanç, ucuz mobilya zinciri Conforama, Fnac ile Afrika'daki otomobil ve ilaç işinden geliyor.  Avrupa piyasasında spor eşyalarının satış hacmi geçen yıl 7.8 milyar dolara ulaşmıştı. Bakalım PPR bünyesindeki Puma bu pastadan ne kadar pay alacak. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
| CarrefourSa'dan Adana'ya mağaza 03/11/2007 01:52 |
Kanaat Notu: 0   |
CarrefourSa'dan Adana'ya mağaza CarrefourSA'nın Türkiye'deki 95'inci ''express mağazası Adana'da açıldı. Carrefour Grup Türkiye Müdürü Pierre, 'Hedefimiz yılda 5-10 hiper, 20-30 express mağaza açmak'' dedi. Carrefour Grup Türkiye Müdürü Thierry Pierre, ''Türkiye'yi önemli bir yatırım alanı olarak görüyoruz. Hedefimiz yılda 5-10 hiper, 20-30 express mağaza açmak'' dedi. Pierre, Adana'da, CarrefourSA'nın Türkiye'deki 95'inci ''express mağazası''nı Yurt Mahallesi Ahmet Sapmaz Bulvarı'nda, düzenlenen törenle açtı. Türkiye'de ilk mağazalarını 1993 yılında açtıklarını, Sabancı Grubu ile 1996'da yaptıkları ortaklığı çok olumlu gördüklerini ifade eden Pierre, şöyle devam etti: ''Türkiye'de 470'den fazla mağaza ile hizmet veriyoruz. Türkiye'yi önemli bir yatırım alanı olarak görüyoruz. Hedefimiz yılda 5-10 hiper, 20-30 express mağaza açmak. Bu hafta Samsun'dakiyle beraber 2 mağaza açtık. Şu anda bünyemizde çalışan 7 bin 500 kişinin yanı sıra dolaylı olarak 40 bin aileye iş imkanı sağlıyoruz ve bu rakam önümüzdeki yıllarda yeni mağazalarımızla hızla artacak.''  Mağazalarında, yörenin ürünlerine de yer vermeye önem verdiklerini kaydeden Pierre, Adana'da bu kapsamda 8 yerel firmanın 50 çeşit ürününü tüketiciye sunduklarını, kentte açılışı yapılan mağazayla birlikte yaklaşık 400 kişiye istihdam sağladıklarını ifade etti. Thierry Pierre daha sonra, Mağaza Müdürü Canan Sinder ve şirket yetkilileriyle birlikte mağazayı hizmete açtı. kaynak:

|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
| Google, Facebook savaşı başlıyor 03/11/2007 02:13 |
Kanaat Notu: 0   |
Google, Facebook savaşı başlıyor  Popüler sosyalleşme sitesi Facebook'a ortak olma yarışını kaybeden Google, Facebok'u bitirmek için büyük bir savaşa hazırlanıyor. Yani sanal alemin birinci dünya savaşı başlıyor. İnternetteki sosyal ağlar üzerinde birinci dünya savaşı başlıyor.Geçtiğimiz hafta, yüzde 1,6 hissesini yazılım devi Microsoft'a 240 milyon dolara satan Facebook'a karşı Google, devasa bir sermaye gücüyle yüklenmeye hazırlanıyor. Bu savaşta, 15 milyar dolar değere sahip Facebook ile, yaklaşık 300 milyar dolara sahip Google ve işbirlikçileri karşı karşıya gelecek. Yapılan tahminlere göre, bu savaşta Facebook, ağır yara alacak ve kullanıcıların önemli bir bölümü Google cephesine geçecek. FACEBOOK'A 240 MİLYON DOLARDünyaca ünlü yazılım şirketi Microsoft, geçtiğimiz hafta 240 milyon dolar karşılığında, Facebook hisselerinin yüzde 1,6'sını satın almıştı. Bu satınalmayla Facebook'un piyasa değerinin 15 milyar dolar olduğu tescillenmişti. Bu satınalma sonucu devredışı kalan ve 'B' planını devreye sokan Google, yeni iş ortaklarıyla işbirliği yaparak, sosyalleşme siteleri alanında Facebook'tan öne geçmek için hamle yaptı. FACEBOOK'A KARŞI BİR ORDU ÇIKIYORFacebook hisselerini Microsoft'a kaptıran Google, birçok şirketle işbirliği yaparak OpenSocial adlı bir sosyalleşme ağı kuruyor. Facebook'a karşı kıyasıya rekabet edecek olan OpenSocial adlı sosyal ağ sitesi, Orkut, Salesforce, LinkedIn, Ning, Hi5, Plaxo, Friendster, Viadeo ve Oracle hizmetlerinin bir çatı altında toplanmasından oluşacak ve Google üyelik hesapları üzerinden çalışacak. Çok sayıda hizmeti bir çatıda topladığı için, sosyal ağ alanında büyük bir devrim olarak kabul edilen OpenSocial'in detayları bugün açıklanacak. KİMİN GÜCÜ NE KADAR? BİRİNCİ CEPHEFacebook 15 milyar dolar Microsoft 274.3 milyar dolarİKİNCİ CEPHEGoogle 187 milyar dolar (Orkut dahil) Salesforce 5.5 milyar dolar LinkedIn 200 milyon dolar Ning 214 milyon dolar Hi5 102 milyon dolar Friendster 53 milyon dolar Vaideo 15 milyar dolar Oracle 100 milyar dolar kaynak:

|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
olhido (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 511
|
| Citroen, Nemo'yu 50 bin dolara Karaköy'de buldu 03/11/2007 14:02 |
Kanaat Notu: 12   |
Citroen, Nemo’yu 50 bin dolara Karaköy’de buldu  Citroen, Tofaş’ın 380 milyon Euro’luk yatırımla geçtiğimiz hafta 3 marka için Bursa’da üretimine başladığı ’Minicargo’ kodlu yeni aracına verdiği ’Nemo’ isminin Türkiye haklarını Karaköy menşeli bir firmadan 50 bin dolara satın aldı. Citroen, karışıklık olmasın diye ’Memo’ isminin haklarını da bir tüccardan aldı. TOFAŞ tarafından 380 milyon Euro’luk yatırımla Fiat ve PSA (Peugeot Citroen) Grubu için Bursa’da üretilmeye başlanan ’Minicargo’ kodlu yeni hafif ticari araca ’Nemo’ ismini koyan Citroen, ismin Türkiye’deki haklarını Karaköy’deki bir traktör ve motosiklet ithalatçısından 50 bin dolara satın aldı. Citroen, Türkiye’de isim benzerliğinden dolayı herhangi bir sorun yaşanmaması için ’Memo’ isminin de tüm haklarını aldı. WALT DISNEY’DEN ÖNCE ALDIK Geçtiğimiz hafta ’Minicargo’nun üretime başlama töreni için Bursa’ya gelen Fransız Citroen’in yeni CEO’su Gilles Michel, Minicargo’ya verdikleri ’Nemo’ isminin hem Jules Verne’nin ’Kaptan Nemo’su hem de Walt Disney’in yarattığı sevimli balık karakteri ’Nemo’ sayesinde dünyada çok iyi tanındığını belirtti. Michel, "Ama biz Nemo ismini Walt Disney’den çok daha önce tescil ettirmiştik. Citroen olarak araçlarda kullanabileceğimiz isimleri belirleyip tescil ettiririz. Portföyümüzde çok fazla isim var. Nemo’da bunlardan biriydi" dedi. Farklı sektörlerde kullanıldığı için Walt Disney’den herhangi bir lisans ücreti almadıklarını kaydeden Michel, ancak Minicargo’yu tüm pazarlarda aynı isimle satmaya çok özen gösterdiklerini söyledi. Michel şöyle konuştu: "İsim konusunda özellikle Türkiye’de çok titiz davrandık. Önce Türkiye’deki ortağımız Baylas Otomotiv yetkilileri ile bu ismin tescilli olup olmadığını araştırdık. Araştırma sonucunda ismin otomotiv alanında faaliyet gösteren bir Türk şirkete ait olduğunu öğrendik.  Türk ortağımız başka bir isim kullanma teklifi getirdi. Ama biz tüm dünyada aynı olması için harekete geçtik ve sıkı pazarlıklar sonrasında ismi satın aldık." Citroen Türkiye yetkilileri,"Nemo" isminin, otomotiv alanında merkezi İstanbul Karaköy’de bulunan ve tarım makineleri, traktör, motosiklet, jeneratör ithalatı yapan Çullas Dış Ticaret’e ait olduğunu belirlediklerini belirterek, "Nemo şirketin pazarladığı iki scooter modelinde isim olarak kullanılıyordu" diye konuştu. MEMO İSMİNİ DE ALDIK Gilles Michel, bunun üzerine Çullas Grubu ile ismin satın alınması sürecinde sıkı pazarlık yapıldığını kaydederek, "Karaköy menşeli firma isim için önce 250 bin dolar istedi. Daha sonra Türkiye’deki ortağımız pazarlıklar sonrasında ismi 50 bin dolara marka devir sözleşmesi ile satın aldı. Ancak firma, ismi scooter’larında kullanmaya devam edecek" dedi. Citroen’in bununla da kalmadığını kaydeden Michel, "Benzerlik nedeniyle herhangi bir sorun yaşanmaması için Türkiye’de ’Memo’ ismini de bir tüccardan satın aldık" diye konuştu.Benzer bir olay, geçtiğimiz yıllarda Almanya’da yaşanmış ve Volkswagen “Touran” ismi için bir Türk ailesine belirli bir bedel ödemişti. FİKİR CITROEN’DEN ÇIKTI Citroen’in ticari araç sınıfında Avrupa’da yüzde 9.5’lik pazar payı olduğunu da kaydeden Michel, "Satışlarımızın yüzde 20’si ticari araçlardan oluşuyor. Bu yüzden Minicargo projesi bizim bu alanda büyümemiz için çok önemli. Dolasıyla Minicargo üretim fikri bizden çıktı. 1934 yılından bu yana bu sınıfta tecrübemiz var. Daha sonra bu fikir Fiat’la konuşuldu ve Tofaş’ın bu işi yapabileceği gündeme geldi. Ancak o dönemde Türkiye’nin önünde başka rakipler olmasına rağmen maliyet, kalite ve hız Tofaş için avantaj yarattı" diye konuştu. Michel, Türkiye’de Karsan’la ön protokol imzaladıklarını da belirterek, önümüzdeki yıl Karsan’ın ağırlıklı olarak ihracata yönelik Berlingo üreteceğini belirtti. Peugeot’nun ismi Road Runner’danTOFAŞ tarafından Fiat, Citroen ve Peugeot markaları için üretilen Minicargo, tek fabrikada üretilmesine karşın, her markanın farklı donanım ve motorlarına sahip olacak. Tabii sadece donanım ve motor değil, farklı isimler de söz konusu. Araç, Fiat "Fiorino", Peugeot "Bipper" ve Citroen "Nemo" adlarıyla satılacak. Fiorino, Fiat’ın yıllar önce ürettiği ve İtalya’da da tanınan benzer sınıftaki ticari aracının adıydı. Bipper, Peugeot’nun bu sınıftaki ilk aracı için seçilen isim. Peugeot’nun bu ismi yine Walt Disney’in ’Road Runner’ isimli çizgi film karakterinde esinlenilerek bulduğu ve "hızlı, her yere yetişen" anlamında kullandığı kaydediliyor. Fiat ve PSA tasarımcıları ’Minicargo’ için yarıştıTOFAŞ tarafından 3 marka için üretilen Minicargo’nun, PSA Grubu tasarımcıları tarafından tasarlandığı kaydedildi. Minicargo projesinin PSA Grubu’na bağlı İngiliz tasarım müdürü Andrew Cowell, PSA Grubu ve Fiat Grubu tasarımcıları arasında bir yarışma düzenlendiğini belirterek, "İki grubun tasarımcıları Minicargo için farklı iki tasarım yaptı. Yapılan değerlendirmeler sonucu bizim projemiz seçildi" dedi. Cowell, yepyeni bir segment olduğu için Minicargo projesinin çok önemli olduğunu kaydederek, "Hiç bir araca benzemeyen tamamen sıfırdan bir araç yarattık" dedi. İlk tasarımlar ortaya çıktıktan sonra projeyi Tofaş’ya birlikte Bursa’da geliştirdiklerini kaydeden Cowell, "Proje bitene kadar sık sık Bursa’ya gidip geldim" dedi. kaynak: ve Citroen Nemo Citroën, genişleyen ve yenilenen hafif ticari araç ürün gamının en son ve en küçük üyesi Nemo’yu Kasım ayında tüketicilerin beğenisine sunacak. Yenilenen Jumper ve Jumpy modelleriyle ivme kazanan PSA / Fiat ortaklığının bir diğer ürünü olan Nemo ile Citroën ticari araç ürün gamını tamamlıyor. Ayrıca Nemo ile Citroën, ilk yerli üretim aracını Türkiye pazarına sunuyor.
Şehir ve iş hayatının tüm gereklerini karşılamaya yönelik olarak üretilen Nemo, 3,86m boyu ile kullanım ve park kolaylığı sağlıyor. Yana açılabilen asimetrik arka kapılar ve büyük sürgülü yan kapılar sayesinde küçük boyutlarına rağmen yükleme konusunda pratik çözümler sunan Nemo 2,5 m3 kargo hacmi ve 610 kg taşıma kapasitesi ile ticaret hayatının gereklerini eksiksiz karşılıyor.  Citroën’in çevreye saygılı ve düşük yakıt tüketimli dizel otomobil geleneğinin bir temsilcisi olarak Nemo, km’de 119 g Co2 emisyonu ile sınıfında örnek teşkil ediyor. Ayrıca, modern stili, iç yerleşimi, ergonomik kumanda düğmeleri, aydınlık ve güvenli iç alanı sayesinde kullanıcılara binek araç konforu sunuyor.    Standart özelliklerin yanı sıra ticari kullanım için faydalı olabilecek farklı özellikler ile Nemo ticaret hayatına pratik çözümler getiriyor. Katlanabilen ve gizlenebilen yolcu koltuğu “extenso” ile araçta kullanılabilir yükleme hacmi 0,3 m3 artarak 2,8 m3’e, kullanılabilecek uzunluk ise 2,50m’ye ulaşıyor. Panelvan versiyonlarında 1.4 HDi 70 hp motor seçeneği ile satışta olacak olan Nemo, Combi versiyonuyla birlikte 1.4i 75 hp motor seçeneğini de tüketicilerinin tercihlerine sunacak. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
trance:sphere (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 199
|
| Pegasus Ailesi’nden Şehit Ailelerine Bağış Kampanyası 03/11/2007 14:09 |
Kanaat Notu: 2   |
Pegasus Ailesi’nden Şehit Ailelerine Bağış Kampanyası  Pegasus Havayolları, Kasım ayı boyunca misafirlerinin her uçuşu için Mehmetçik Vakfı’na 5 –YTL bağış yapacak. Pegasus Havayolları gazi ve şehit yakınlarına destek vermek üzere çalışanları ile birlikte kampanya düzenliyor. Pegasus Ailesi, tüm çalışanları ve acentelerinin bağışlarının yanı sıra Kasım ayı boyunca Pegasus’la iç hatlarda uçan tüm misafirleri adına Mehmetçik Vakfı’na 5-YTL bağışlayacak. Tarifeli seferlerinde ikinci yılını dolduracağı Kasım ayı boyunca 80 bin yolcuyu taşımayı hedefleyen Pegasus, bu girişimiyle 400.000-YTL’nin üzerinde bir bağış yapacak. Pegasus Havayolları, ikinci yılını dolduracağı Kasım ayında çalışanları ile birlikte şehit yakınları ve gazilere desteklemek amacıyla bağış kampanyası başlatıyor. Pegasus Ailesi, tüm çalışanları ve iş ortağı olan acentelerle birlikte uçan her misafiri adına da bağış yapacak. Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı kampanya ile ilgili olarak “Terörle mücadele için yaşamlarını veren şehitlerin yakınları, gaziler ve malullere destek olmak, Türkiye'nin teröre karşı milli dayanışmasına katılmak hepimizin görevi. Bu konuda Pegasus Ailesi olarak Mehmetçik Vakfı’na bağışta bulunmak üzere kendi bünyemizde kampanya başlatıyoruz.” dedi. Kasım ayında tarifeli seferlerde ikinci yıllarını kutlayacaklarını belirten Sabancı: “Pegasus Ailesi olarak bağış kampanyamıza bizimle uçan misafirlerimizi de dahil etmek istedik. Buradan yola çıkarak, tarifeli seferlerimizin yıldönümü olan Kasım ayı içerisinde iç hatlarda bizimle uçan tüm misafirlerimiz adına 5-YTL bağışlayacağız. Bu şekilde misafirlerimiz aracılığıyla en az 400bin YTL bağışlamayı hedefliyoruz” diye ifade etti. kaynak: flypgs.com
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
trance:sphere (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 199
|
| Süpermarkete pazar yasağı geliyor! 04/11/2007 12:13 |
Kanaat Notu: 2   |
Süpermarkete pazar yasağı geliyor!  Hazırlığı süren Kanun Tasarısı Taslağı perakende sektöründe büyük tartışma yarattı. Taslağa göre, marketler pazar günü açılmayacak akşam saat 20’de de kapanacak. Perakende Ticaret ile Esnaf ve Sanatkarlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı perakende sektöründe büyük tartışma yarattı. TESK tarafından çatısı kurulan ve Sanayi Ticaret Bakanı’na sunulan taslak ile ilgili çalışmalar Bakanlık’ta devam ediyor. Şayet sözkonusu taslak mevcut haliyle yasalaşırsa, bakkaların yokolmaması için marketlere çok büyük sınırlamalar getirilecek. Büyüklüğü 400 metrekareden fazla olan marketler pazar günleri hiçbir şekilde açılmayacak. Yine marketler resmi tatil günlerinde de kapalı olacak. Ayrıca marketler akşam sat 20’den sonra da müşteri kabul edemeyecekler. Taslak marketlerle ürün satın aldıkları tedarikçiler arasındaki ilişkiye de müdahale ediyor ve marketlerin satmak üzere toptancıdan ya da direkt üreticiden aldıkları ürünün parasını en çok 60 gün içinde ödemesini mecbur kılıyor. Ürünün cinsine göre bu süre 10 güne kadar da inebiliyor. Yasa taslağında dikkat çeken bir başka madde de market markalı ürünlerin satışına getirilmek istenen kısıtlama. Fiyat avantajı ile satılan market markalı ürünlerin toplam marketin satış cirosu içinde yüzde 20’yi geçmemesi şartı getirilmeye çalışılıyor. Sektörde çok büyük tartışmalar yaratan ve büyük ihtimalle Metro gibi grossmarketlerin Türkiye yatırımlarını bir kez daha gözden geçirmelerine neden olacak kanun taslağının ilginç maddelerini inceledik. Yeni market açılışı bakkal iznine bağlıBüyük mağazaların açılabilmesi Büyük Mağazalar İzin Kurulu’nun iznine bağlanıyor. Diğer tüm izinler alınsa dahi kurulun izni alınmaksızın mağaza açmak imkansızlaşıyor. Yeni oluşturulacak Büyük Mağazalar İzin Kurulu’nun 9 üyesi olacak. Başkanlığı o ilin valisi ya da görevlendireceği vali yardımcısı üstlenecek. Ayrıca ilin Sanayi ve Ticaret İl Müdürü ile belediye meclislerinden seçilen 2 üye de kurulda yer alacak. İlin sanayi ve ticaret odalarından birer üye, bakkal ve bayiler odalarınca seçilen 2 üye ve tüketici derneklerini temsilen 1 üye ile birlikte 9 kişi tamamlanacak. Mağaza açılışına izin verecek kritik kararlar en az 5 kişinin katılımı ve çoğunluk oyu ile alınacak. Tedarikçinin parası 60 günde ödenecekKanun taslağının 10’uncu maddesine göre büyük mağazalar tedarikçilerine, satın aldıkları malın bedelini teslim tarihinden itibaren en geç 60 gün içinde ödemeye mecbur kılınıyor. Şayet satın alınan ürün et ve et ürünü ile süt ve süt ürünleri ise sözkonusu vade 20 günden daha çok olamayacak. 1 ay içinde bozulabilen veya günlük tüketimi mecburi ürünlerde ise ödeme süresi 10 günle sınırlandırılıyor. Pazar günleri açılmaz saat 20’de kapanırKanun büyük alışveriş merkezlerinin açılma-kapanma saatlerini de düzenliyor. Mağazalar saat 10.00’da açılacak ve 20.00’de de kapanacak. Marketler pazar günleri ve resmi tatil günlerinde de kapalı olacak. Söz konusu açılma kapanma saatlerinin alışveriş merkezinin bulunduğu bölgedeki belediye encümeninin kararıyla değiştirilmesine izin verilmiyor. Üreticiden raf ücreti talep edilemeyecek Kanun taslağının 12’inci maddesine göre büyük marketler, tedarikçi ve üreticiden hizmet, raf, katılım, anons bedeli ve benzeri uygulamalarla herhangi bir ücret talep edemeyecekler. Tüketiciyi yanıltacağı düşünülen zamanı ve süresi belirlenmemiş indirimli satış kampanyaları düzenleyemeyecekler. İndirimli kampanyalarını üyesi oldukları ticaret odasından izin almak kaydıyla bayram ve özel günlerde, tasfiye ve işyeri değişikliği hallerinde ve yaz ile kış sezonu bitiminde yapabilecekler. Markalı ürün cirosu yüzde 20’yi geçemezHalen büyük marketler kendi isimlerini taşıyan içecek, deterjan gibi ürünler satıyor. Bu ürünlerin market ciroları içindeki payına da yeni yasa karar verecek. Market markalı ürünlerin cirosu toplam ciroda yüzde 20’den daha fazla pay alamayacak. Satış alanının en az yarısı kadar otoparkBüyük mağazalar şayet şehir yerleşim merkezleri içindeyse satış alanlarının en az yarısı kadar alanı ücretsiz otopark olarak tahsis edecek. Şayet şehir dışında ise otopark alanı, toplam satış alanına eşit olacak şekilde oluşturulacak. Çağlayan: Yasa 5 ay içinde çıkacakSanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan 5 Ekim’de yaptığı konuşmada eski bakan Ali Coşkun’un, “Siyasetten çekilmeme vesile oldu.” dediği hipermarketler yasasını raftan indirdiklerini ve yasanın 5 ay içinde mutlaka çıkarılacağını söylemişti. Çağlayan “5 ay içinde gerekli düzenlemeler yapılacak. Bunu yaparken de hiçbir kesime ve topluluğa karşı olmadan, en büyük faydayı gözeteceğiz.” ifadelerini kullanmıştı. Yasadan kimler etkileniyor?“Perakende Ticaret ile Esnaf ve Sanatkarlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” sözkonusu uygulamalardan etkilenecek mağazaları da tarif ediyor. Buna göre 400 metrekarenin üzerinde satış alanına sahip süpermarketler, hipermarketler ve grossmarketler bu yasanın kapsamı içinde yer alacak. Kanun taslağı istisnaları da belirlemiş. Mahalli idarelerin izni ile kurulan ruhsatlı semt pazarları, sadece ürettikleri malı doğrudan halka satan ve büyüklüğü 1000 metrekareyi geçmeyen fabrika satış mağazaları bu yasaklardan istisna tutuluyor. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
trance:sphere (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 199
|
| İşyerinin çatısına sera kurdu, yılda 10 bin YTL kazanıyor ! 04/11/2007 12:30 |
Kanaat Notu: 2   |
İşyerinin çatısına sera kurdu, yılda 10 bin YTL kazanıyor !  Manisa'nın Saruhanlı ilçesine bağlı Hacırahmanlı beldesinde mali müşavirlik yapan Mehmet Livel, boş zamanlarını değerlendirmek amacıyla iş yerinin çatısına kurduğu serada sebze yetiştirip, hem stres atıyor, hem de ek kazanç sağlıyor. Mali Müşavir Mehmet Livel, yaptığı açıklamada, mesleğinin verdiği stresi atmak ve boş zamanlarını değerlendirmek için 250 metrekarelik çatıya kurduğu serada domates, biber, patlıcan ve meyve fidanları yetiştirip, pazarlamasını yaptığını belirtti.  İş yerinin çatısındaki beton zemine, içi ponza cinsi taşlarla dolu kalın naylonlar yerleştirdiğini ve sera altında sebze yetiştirdiğini belirten Livel, ürünlerini damlama sulama sistemiyle suladığını kaydetti. Livel, 250 metrekarelik seradan yılda 7 ton domates aldığını ve bu işten yıllık 10 bin YTL kazanç elde ettiğini söyledi. Doğaya olan bağlılığı nedeniyle tarımda model araştırması yaptığını anlatan Livel, Avrupa'nın sayılı ülkelerinde uygulanan topraksız tarımı hayata geçirdiğini ifade etti. Serada yetişen domatesin, tarlada yetişen domateslere göre daha sağlıklı olduğunu savunan Livel, şunları söyledi: ''Mesleğim gereği her gün masa başında sıkılıyordum. Yeşile olan bağlılığım ve stres atmak amacıyla 250 metrekarelik iş yerimin çatısına sera kurdum. Komşularım ve tanıdıklar bana gülmüştü. Ancak ben serayı kurup ürünler yetiştirmeye başlayınca onlar da gözlerine inanamadı. Şu an seramda sebze yetiştiriyorum. Ürünlerimi de damlama sulama sistemiyle suluyorum. Kışlık ısıtma sistemini de hayata geçirmeye çalışıyorum.''  Seracılığın karlı bir iş olduğunu belirten Livel, Hacırahmanlı beldesindeki tarlalarına 2 adet sera daha kurduğunu söyledi. Bu 3 seradan yılda dekar başına 40 ton domates almayı planladığını anlatan Livel, ''200 dekar tarlayla uğraşmaktansa 3 dekar sera yap, daha çok kazan. Yapılan masraf ortada, üretilen ürün ortada'' diye konuştu. Seracılığın gelecek vaat eden bir kazanç kapısı olduğunu vurgulayan Livel, üreticilerin tarımda yeni metotlar denemeleri gerektiğini söyledi. Livel, ''Her yıl aynı sistem uygulanıyor. Para kazanmak için bazen riski göze almalıyız. Beldemiz ve topraklarımız seracılık yapmaya çok uygun. Burada yetiştireceğimiz domatesler ile Antalya'yı bile geride bırakabiliriz. Tüccarlar zaten ayağımıza geliyor. Bunun için üreticilerin seracılığa geçmelerini tavsiye ediyorum'' dedi. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
| Facebook çılgınlığı rekora koşuyor, 1 milyon Türk sitede 04/11/2007 13:19 |
Kanaat Notu: 0   |
FACEBOOK ÇILGINLIĞI REKORA KOŞUYOR Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye’de adeta çılgınlığa döndü. Peki nedir Facebook’u bu kadar çekici kılan?.. Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye’de adeta çılgınlığa döndü. Kullanıcı sayısı 794 bine ulaştı. Facebook yetkilileri, Türkiye’nin en aktif 25’inci ülke olduğunu açıkladı Vatan gazetesinini haberine göre, her gün 200 bin yeni üyeyle 45 milyon insanı birbirine bağlayan arkadaşlık sitesi Facebook, Türkiye’de de rüzgarı arkasına aldı. Türkiye’de en çok ziyaret edilen ikinci site haline gelen Facebook’a 3 hafta içinde 500 bin kişi üye oldu. Böylece kullanıcı sayısı da 794 bine yükseldi. Buna göre Kasım ayı içinde siteye Türkiye’den giren kişilerin sayısının bir milyonu geçmesi bekleniyor. VATAN Gazetesine konuşan Facebook yetkilileri, Türkiye’nin, Facebook’u en çok kullanan 55 ülke arasında 25’inci sırada yer aldığını söyledi. Peki nedir Facebook’u bu kadar çekici kılan? Statü sembolü haline geldiFacebook, üyelerin fotoğraflarının ve şahsi bilgilerinin yer aldığı bir arkadaşlık sitesi. Birbirini tanıyan kişiler burada “arkadaş'' olabiliyor. Sitenin birçok kişide “bağımlılık'' yaratmasının nedeni ise statü ihtiyacı olarak açıklanıyor. Filozofları, sosyologları ve psikologları biraraya getiren “Dijital Çağda Arkadaşlık'' konferansında uzmanlar, arkadaş sahibi olmanın 21’inci yüzyılın statü sembolü haline geldiğini, Facebook’un da bunu tatmin ettiğini söyledi. Üyelerin, arkadaş sayılarını artırmak için çabalaması da buna bağlandı. İnternetteki her şey tek sitede İnternetteki her şeyin bu site üzerinden yapılabiliyor olması da Facebook’u çekici kılıyor. Sitede e-posta gönderiliyor, fotoğraf ve müzik paylaşılıyor, gerçek hayattaki buluşmalar buradan düzenleniyor, alışveriş yapılıyor. Üyeler birbirlerine küçük sembollerle öpücük bile yollayabiliyor. Sitenin kurucusu da “İnsanlar arasında ilişkiler ağını internete aynen aktarmak istiyorum'' diyor. Reklam geliri ayda 6 milyon $ Facebook iş dünyasını da etkiliyor. Reklamcılar, herkesin yaşını, cinsiyetini, hobilerini belirterek üye olduğu siteyi hedef kitlelerine ulaşmak için dört dörtlük bir yol olarak görüyor. Zaten Facebook’un geçen haftalarda yüzde 1.6 hissesini Microsoft’a tam 250 milyon dolara satmış olması da buna bağlanıyor. Zira Microsoft, Google’ın lider olduğu sanal reklam piyasasında Facebook yoluyla kendini göstermeyi umuyor. Facebook’un sayfalarına koyduğu reklamlardan elde ettiği gelir haftada 1.5 milyon doları buluyor. 15 milyar dolarlık şirketi var, yer yatağında yatıyor Mark Zuckerberg, zengin bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Lise yıllarından itibaren bilgisayara ilgi duydu. Psikoloji okumak üzere Harvard Üniversitesi’ne girdikten bir yıl sonra Harvard öğrencilerinin birbirini daha iyi tanıması için Facebook’u kurdu. Okul nüfusunun üçte ikisi siteye iki hafta içinde üye oldu. Facebook, yıl sonunda ABD’de 30 ayrı okula yayılmıştı. İşte bu sırada Zuckerberg, okulu bırakıp California’ya taşındı ve 500 bin dolarlık yatırımla siteyi genişletti. Başta yalnızca belli üniversitelerden öğrencilerin kullanabildiği Facebook 2005 yılında liselere, 2006’da da tüm dünyaya açıldı. Bu sırada Zuckerberg, Yahoo’nun siteyi satın almak için yaptığı 1 milyar dolarlık teklifi geri çevirdi. Bugün Zuckerberg 15 milyar dolarlık bir şirketin sahibi... Ama para hayatını pek değiştirmedi. Hala kiralık bir evde, yer yatağında yatıyor. Şirketinde ise sabaha kadar mühendislerle çalışıyor. En büyük fotoğraf ve haber sitesi  * Facebook’un 49 milyon üyesi var. Yıl sonunda 60 milyon olması hedefleniyor. * Her ay 4 milyon üye ekleniyor. * Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor. n Günde 8.5 milyon fotoğraf eklenen Facebook, internetin bu alandaki en büyük sitesi. Sitede toplam 1.7 milyar fotoğraf var. * Dünyanın en çok ziyaret edilen 7’nci sitesi. n Facebook’ta 500 bin grup bulunuyor. Bunların 2 bini üniversite ve 25 bini ise lise grupları... * Üyelerin yüzde 60’ı siteye günde en az bir kez; yüzde 85’i haftada en az bir kez giriyor. * Facebook’un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69). * 35 yaş üstü üyelerin sayısı bir yılda yüzde 4700 arttı ve 3.6 milyon oldu. *Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, dünyanın en büyük haber sitesi. kaynak: haber10.com

|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
trance:sphere (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 199
|
| Adese'den Ereğli'ye 25 milyon dolarlık yatırım 05/11/2007 01:01 |
Kanaat Notu: 2   |
Adese'den Ereğli'ye 25 milyon dolarlık yatırım Konya merkezli Adese Alışveriş Merkezleri A.Ş, Ereğli'ye 30 bin metrekare alana sahip 25 milyon dolarlık alışveriş ve eğlence merkezi yapacak. Adese Alışveriş Merkezleri A.Ş. Genel Müdürü Ramazan Keser, Konya'nın Ereğli ilçesindeki Kwangjin Parkı'nda düzenlediği basın toplantısında, alışveriş merkezlerinin sadece ticari faaliyetlerin yapıldığı alanlardan çıkıp günümüzde insanların ailece zaman geçirdikleri, eğlendikleri, aynı zamanda alışveriş yaptıkları güvenli, huzurlu, ferah ortamlar olarak anıldığını söyledi. Her geçen gün ekonominin içerisinde hizmet sektörünün payı artarken sanayi ve tarımın göreceli olarak gerilediğini ifade eden Keser, hizmet sektörünün temel lokomotifinin herkesin bildiği üzere ticaret olduğunu ifade etti.  Ticari faaliyetlerin, gerek üreticiler gerekse tüketiciler açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Keser, ''Bu hayati önem istihdamın da bu yöne kaymasına neden olmaktadır. Örneğin Ereğli'de yapacağımız alışveriş ve eğlence merkezinde 700'e yakın kişi istihdam edilecektir. Bunun dolaylı yansıması her bireyin 3 kişiye baktığını düşünürsek, 2 bin 100 kişi ve bu kişilerin de kira ödediğini, otobüse bindiğini, maça gittiğini düşündüğümüzde çarpan etkisi 3 binleri bulacak'' dedi. Bu tür alışveriş ve eğlence merkezlerinin aynı zamanda iç turizmin canlanmasına da vesile olduğunu dile getiren Keser, şunları kaydetti: ''Örneğin, Ereğli'den Konya, Ankara, Adana, Karaman'a alışveriş ve eğlence için gidenlerin sayısı azalıp tam tersine Karapınar'dan Ayrancı'dan ve hatta Karaman'dan insanlar, fast fooda, sinemaya, çocuk eğlence merkezine, aktiviteye, alışverişe Ereğli'ye gelecekler. Böylece Ereğli'nin toplam perakende içerisindeki payı büyüyecek ve bu ilave arz kendi talebini oluşturacaktır. Biz buraya mevcut pastayı paylaşmaya gelmiyoruz. Çok daha büyüteceğimiz pastadan kendimize düşen payı almaya geliyoruz.''       Adese olarak hizmette bulundukları her bölgede, o bölgenin mukayeseli olarak üstün olduğu ürünleri alıp, Türkiye genelindeki mağazalarda satışa sunarak yerel markaların ulusal markaya dönmesine yardımcı olduklarını belirten Keser, Adese markalı sütü Ereğli'de ürettirip, Türkiye genelindeki mağazalarda sattıklarını anlattı. Keser, alışveriş ve eğlence merkezinde market, sinema salonu, bowling, çocuk oyun ve eğlence merkezi, 32 adet ünlü markanın mağazası, 10 adet fast food salonu, çiçekçi, kuaför, pastane, çilingir, terzi, kitapçı, müzik evi ve restoran bulunacağını belirtirken, 30 bin metrekarelik merkezi 2008 Ağustos ayında hizmete açmayı planladıklarını söyledi. kaynak:
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
life (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 476
|
| Milyonlar merak ediyor, Guinness para basıyor 05/11/2007 02:44 |
Kanaat Notu: 0   |
Milyonlar merak ediyor, Guinness para basıyor Guinness Rekorlar Kitabı’nı herkes bir şekilde biliyor; ama bugüne kadar Türkiye’de ne bu kitabı gören oldu, ne de Guinness’in tam anlamıyla ne iş yaptığını bilen! Dünyanın en çok satan kitabının kime ne faydası var? Peki, insanların canlarını tehlikeye atma pahasına rekor denemelerine ne demeli?
Dünyanın en küçük kelebeğini, ağzında en çok çıngıraklı yılan tutan adamını, en ince belli kadınını, göz kapakları ile araba çekme rekorunu, yüzde en fazla salyangoz taşıma rekorunu merak ediyor musunuz? Sizi bilemeyiz, ama milyonlarca insan bunları merak ediyor. Bu merak da Guinness Rekorlar Kitabı’na dünyanın en çok satan kitap payesini kazandırıyor.  Guinness Rekorlar Kitabı bugüne kadar 109 milyon adet satılmış. Bu kitaba girmeyi hak eden rekor denemeleri ise 30 binin üzerinde televizyon kanalında haber olarak yayınlanıyor. Milyarlarca insan bu denemelerden herhangi birini izliyor, okuyor ve hayretle birbirine anlatıyor. Oysa her şey 50’li yıllarda Guinness bira fabrikası müdürünün bir av partisinde arkadaşlarıyla “Avrupa’daki en hızlı av kuşu hangisidir?” tartışmasına tutuşmasıyla başlamış. Bu hararetli tartışma sonrasında 1955 yılında Guinness Rekorlar Kitabı basılmış. Ve bu tarihten sonra çıkan her yeni kitabın satış rakamı katlanarak artmış.  Hatta Batı’da İncil’den bile daha çok satılan kitap haline gelmiş. Şimdi Guinness bir marka ve dünyanın tek rekor tescil kurumu. Yılda 70 bin insan Guinness’e rekorunu tescillesin diye başvuruda bulunuyor. Sadece bireysel değil belediyeler, hükümetler nezdinde de başvurular yapılıyor. Guinness rekor denemeleri yapılırken yüzlerce basın mensubu hazır bulunuyor. Basının bu yoğun ilgisi, şehrinin, şirketinin ya da kendisinin tanıtımını yapmak isteyen herkese aptalca ya da tehlikeli rekor denemeleri yaptırıyor. Bu yüzden başta ‘en hızlı, en çok, en büyük’ gibi insan merakını celbeden kavramları içeren kitap, son yıllarda komik, şaşırtıcı, çılgınca ve hatta aptalca rekorları da içine alır oldu. Mesela bir dakikada en fazla birdirbir rekoru İspanya Barcelona’da kırılmış. En büyük çay partisi Japonya’da Nishio ticaret ve sanayi odası tarafından yapılmış… Bitmiyor bu trajikomik rekorlar; en pahalı turta, dünyanın en hızlı masası, 50 ürünü en hızlı şekilde kasadan geçirip poşetleme rekoru… Peki insanlar böyle komik rekor denemelerini neden yapar? Ve diğer insanlar bunları neden merakla izler? Bu sorunun cevabı duygularda gizli. Rekor denemesi yapanlar; başarmak, ünlü olmak, alkışlanmak isteklerinin; bunları izleyenler ise merak ve hayret duygularının kurbanı oluyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, rekor denemesi yapanların bir kısmının hastalıklı kişiliğe sahip insanlar olabileceğini söylüyor. Rekor mu, komedi mi?  Guinness Rekorlar Kitabı karışık mizanpajı sebebiyle okunması zor bir kitap. Hele de bazı sayfalardaki şok edici fotoğraflarıyla (dünyanın en kıllı adamı, en uzun tırnaklı kadını ya da sırt derisine takılı kancayla ya da göz kapağıyla araba çeken adamı fotoğraflarıyla) dehşete kapılabilirsiniz. Bazı sayfalardaki rekorları hayretle okurken, bazı rekorlar için hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz (Çuval yarışı, çay partisi, aynı anda atılan en fazla kağıt uçak, evcil hayvanları en çok seven ülke gibi…  Fotoğrafta rekor uzmanları rekor ölçer aletlerini gösteriyor. Mesafe tekeri, dijital kamera, ses seviyesi ölçer, lazerli menzil belirleme, kamera, telsiz…      *** Para değil hava vaatediyor! Dünyada başka hiç kimsenin yapamadığı bir şeyi yapanlar ya da en iyi-en başarılı olmak isteyenler Guinness’e internet ortamında ya da mektup yoluyla başvuruyor. Başvuru için herhangi bir para verilmiyor. Sadece eğer hakem talep edilmişse uçak-otel ve yemek gibi masrafları rekor denemesi yapacak kişi tarafından karşılanıyor. Guinness ise rekortmene hiçbir şekilde para ödemiyor, masraflarını karşılamıyor, sponsor sağlamıyor ve ekipman temin etmiyor. Rekor denemesi yapacak kişinin tek bir avantajı var, eğer başarılı olursa dünyanın en çok satan ve okunan kitabında yer alıyor. Rekortmene meşhur olmaktan başka bir şey vaat etmeyen Guinness ise kitap satışlarından, hakem masraflarından ve televizyon programlarından yüklü miktarda para kazanıyor. Nevzat Tarhan:‘Bu kitap merak ve hayret duygusunun suiistimalidir’  Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanların sıradan olmaktan her zaman korktuğunu söylüyor. Özellikle narsist eğilimi olanlarda bu duygu daha baskın olurmuş. Çünkü insan kendini özel ve önemli hissetmek ister. İşte bunu, çalışıp, bir şeyler üreterek yapamayan, bunun için çaba sarf etmek istemeyenler böyle garip, sıra dışı rekor denemeleriyle kolay yoldan ün sağlamak istiyor. Tarhan, “bu kişilerin çocukluk dönemleri araştırılırsa genellikle toplumdan dışlanarak, eksik ve değersiz hissettirilerek büyütülen kişiler oldukları gözlemlenir. Başarıya ihtiyacı var. Böyle kolay başarılarla parmakla gösterilir olmak istiyorlar. Bu kişiler arasından manik-depresif bozukluk ve hiperaktivite hastalığı çok çıkar.” diyor. Tarhan, rekortmenlerin akıl almaz şeyleri başarmalarının (göz kapağıyla araba çekmek, dişiyle 300 kilo ağırlık kaldırmak gibi) sebebini ise motivasyona bağlıyor. Beyinde sınırsız ve gizli bir potansiyel olduğunu bunun duygusal yoğunlukla harekete geçirilebileceğini söyleyen Tarhan, “Bu şekilde fizik kurallarını sarsacak güç gösterileri yapabiliyorlar.” diyor. Tarhan, “Guinness, insanın merak ve hayret duygusunun suiistimalidir.” diyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Hayret ve merak önemli duygulardır. Fakat bu duygu böyle bilgilere yönlendirilerek entelektüel enerji boşa harcanıyor. İnsanı geliştiren bu duygular böylelikle köreltiliyor.” Dünyada bu kadar ilgi görmesinden ise basını sorumlu tutuyor: “Basının ilgi göstermesi de bu rekor denemelerini besliyor.” *** Orhan Kural:‘Guinness futboldan daha faydalı’  Prof. Dr. Orhan Kural, insanların farklı bir şeyler yapmak veya hakkında konuşulur olmak gibi bir içgüdüye sahip olduğunu hatırlatarak, “Guinness’in dayandığı da budur.” diyor. Diğer taraftan farklı ve ilginç şeyleri görme merakı da var. Kural, Guinness’e ilginin sebebinin ise bu olduğunu söylüyor. İnsanların kendisine “Hocam bu kadar iş yapıyorsun, ne işin var Guinness’te? Bunun kimseye yararı yok.” dediğini söyleyen Kural, “Ben Guinness’in, iyi kullanırsak çok faydalı olacağını düşünüyorum. Futbolun insanlara ne faydası var ya da Formula 1’in? Ama Guinness Kitabı, Kur’an’dan ve İncil’den daha çok satılıyor ve okunuyor. Guinness elimizde bir güç.” diyor. Zaman Cumaertesi,Sayı:101,Bölüm: Aktuel, Muhabir:GÜLİZAR BAKİkaynak:

|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
trance:sphere (Kullanıcı)
Çılgın Profesör
Gönderiler: 199
|
| Kombassan marketleri satıyor 05/11/2007 02:53 |
Kanaat Notu: 2   |
Kombassan marketleri satıyor Kombassan Holding, alışveriş merkezleri ve diğer mağazalarını Şeref Makromarket şirketine devredilmesi konusunda görüşmeler yapıldığını açıkladı. Sermaye Piyasası Kurumu'nun (SPK) haftalık bülteninde yer alan bilgiye göre, Kombassan Holdingten SPK'ya yapılan bildirimde, görüşmelerin ilgili firma nezdinde yürütüldüğü, sonucunun ayrıca bildirileceği kaydedildi. kaynak: patronlardunyasi.com
|
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
| | |